| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar

Pikniğe giderken yanınızda cımbız bulundurun


keneyi çıkarma
Sıcaklarla birlikte artan kene ısırmasıyla artan ölümler nedeniyle vatandaşlar uyarılıyor.
Sıcaklarla birlikte kene ısırmasıyla artan ölümler nedeniyle barınakları ve yeşil anları ilaçlayan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, keneye karşı vatandaşa “Pikniğe giderken mutlaka yanınızda cımbız bulundurun” uyarısını yaptı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı ekipleri, son günlerde civar il ve ilçelerde kene vakalarının ortaya çıkmasıyla koruyucu önlemlerini arttırdı.

Belediye ekipleri şimdiye kadar sur dipleri, park ve bahçeler, mesire alanları, orta refüjler, piknik alanları, siteler ve toplu yaşam alanlarının tüm bahçelerini ilaçladı.

Hayvan hareketlerinin yoğun olduğu Canlı Hayvan Borsası ile kentte özel işletilen 4 adet mezbahana, kesimhane ve kombineler düzenli olarak kontrol altında tutuluyor.

Çalışmaları Tarım ve Sağlık il müdürlükleriyle koordineli yürüttüklerini belirten Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanı Nedim Yaşlı, keneye ve diğer haşereye karşı düzenli periyotlarla koruyucu amaçlı ilaçlama yaptıklarını söyledi.

Vatandaşın şikâyetlerini de dikkate alarak, kene örneklerinin virüs taşıyıp, taşımadığına baktıklarını anlatan Yaşlı, “Kent merkezinde herhangi bir vaka yaşanmamıştır. Ancak civar il ve ilçelerden gelen şüpheli vakalar dikkatle izlenmiş ve gerekli tedbirler arttırılmıştır. Vatandaşın müsterih olmalarının yanında tedbirli olmaları gerekir.” dedi.

Yurttaşların piknik alanlarına gidiş-dönüşlerinde dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizen Nedim Yaşlı, şu uyarıları yaptı: “Tüm bu olumsuzluklara rağmen yurttaşların piknik alanlarında dikkatli ve tedbirli olmalarının yanında, mümkünse yanlarında mutlaka cımbız bulundurmalarını istiyoruz. Olası bir durumda en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekir. Uzak mekanlarda bulunanlar ise cımbız ile kenenin vücuttan koparılarak uzaklaştırılmasını sağlanmalı.”

Cihan

Kene ısırması durumunda ilk 12 saat çok önemli


kene
Kenenin insan vücudunda en çok sevdiği bölgeler ve ısırması durumunda yapılması gerekenler…

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, kenenin 12 saat içerisinde vücuttan çıkarılmasının hastalık riskini düşürdüğünü söyledi.

Ata Nevzat Yalçın, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Prazitoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Yukarı ile birlikte son zamanlarda artan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yönelik bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Antalya Tabip Odası’nda düzenlenen toplantıda kene örnekleri de gösteren Prof. Dr. Bayram Ali Yukarı, kene mücadelesi konusunda uyarılarda bulundu. Kene mücadelesinde erken müdahalenin önemine değinen Yukarı, “Kene ısırdığında hemen çıkarılması gerekir. Kene çıkarmak çok zor değildir. Keneyi, patlatmadan bir cımbız yardımıyla çıkarabiliriz. Fakat patlatılmaması çok önemli. Çünkü eğer kenede virüs varsa kişiye buluşması mümkün. Kene çıkarıldıktan sonra mutlaka bir sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekir. Burada kritik süre 12 saattir.

Özellikle diz ve kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi nemli bölgelerdir. Kene buraları çok sever. Bu nedenle bu bölgelerin kontrol edilmesi gerekir. Ben özellikli anne ve babaların bir büyüteç yardımıyla çocuklarını kontrol etmelerini öneriyorum. Kırsal kesimde bulunan vatandaşlar, tarlaya gittiğinde açık renk elbise giymeli. Ayrıca bu vatandaşlarımız bir gün öncesinden ilaçlı elbise hazırlayarak yaylaya bu elbiselerle çıkmalılar” dedi.

İLK 12 SAAT ÇOK ÖNEMLİ
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, hastalığın birkaç günlük bir kuluçka sonucunda açığa çıktığını söyledi. Bu dönemin 10-12 güne kadar uzayabildiğini belirten Yalçın, “Hastalığın, ateş, halsizlik, eklem ve kas ağrıları, gözlere kızarıklık, bulantı, kusma, ishal gibi çok değişik hastalıklarda da görebileceğimiz belirtileri var. Hastalığın genellikle bir iki haftalık seyri bulunuyor. Hasta bu süre içinde daha da ağırlaşabiliyor.

Olası hastalık şüphelerinde Sağlık Müdürlüğüyle bağlantıya geçiyoruz. Hastadan alınan kan numuneleri, Ankara’daki Hıfsızsıha Merkezi Başkanlığında çeşitli tekniklerden geçirilerek, teşhis konuyor ve bu sonuç bize bildiriliyor. Biz de soncu göre hastaya gereken yöntemleri uyguluyoruz. Tedavi sürecinde hastaların çok iyi izole edilmesi gerekiyor. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, solunum yoluyla geçmiyor fakat, hastanede çalışan bir çok kişiyi tehdit ediyor. Çünkü Kırım-Kong Kanamalı Ateşi (KKKA) kene ısırması dışında da bulaşabiliyor. Özellikle hastalardan kan alınması sırasında, iğne batması sonucu hastalığın bulaşma riski var” diye konuştu.

Kene ısırması durumunda en kısa sürede hastaneye başvurularak, kenenin vücuttan çıkarılması gerektiğini ifade eden Yalçın, şunları söyledi: “Sorun genellikle kenenin vücuttan uzaklaştırılmasında gecikilen vakalarda görülüyor. Özellikle ilk 12 saate kadar kene çıkarıldığı takdirde hastalık riski çok düşüyor. Örneğin Burdur’dan bize gelen hastamız, keneyi ısırdıktan iki gün sonra fark ettiğini söylüyor. Bu çok uçun bir dönem.” Kene ısırmalarına karşı Haziran dönemlerinin çok risk taşıdığını belirten Yalçın, Antalya gibi çok yüksek olmayan sahil kesimlerinde bu riskin çok yüksek olmadığını söyledi.

İHa

‘Zayıflamak’ kansere iyi geliyor


Zayıflamak için yapılan mide küçültme ameliyatlarının, kanser riskini yüzde 80 azalttığı ileri sürüldü.

Los Angeles Times gazetesinde çıkan habere göre, Kanadalı bilim adamlarınca yürütülen araştırmada, en yaygın kanser türlerinden oluşan göğüs ve kolon kanseri zayıflama ameliyatı geçiren hastalarda sırasıyla yüzde 85 ve yüzde 70 oranında azalma oldu.

Gazete, Ağustos 2007’de bu ameliyatlar üzerine yapılan son çalışmanın, kanserlerin bütün türlerinde ölümleri azalttığı yönündeki iki araştırmanın bulgularını doğruladığını yazdı.

Buna karşın haberde, ABD’deki Cedars-Siani Tıp Merkezinden Dr. Edward H. Philips’ın sonuçlara şüpheyle yaklaştığı belirtilirken, kanser gelişiminin uzun zaman aldığı ve hastaların sadece 5 yıldır izlendiği şeklindeki görüşlerine yer verildi. Philips, zayıflama ameliyatından önce hastaların çok yaygın olarak mamografi, kolonoskopi ve endoskopi tetkikleri yaptırdıklarını belirtirken, “belki de kanserli olmayan hastalar seçiliyor” şeklinde konuştu.

Araştırmayı yürüten ekipten Dr. Nicolas Christou’nun ise, Philips’e karşı çıkarak çalışmanın yapıldığı Kanada’da bu tür taramaların standart bir sağlık hizmeti olmadığını belirterek, bazı hastaların çalışmanın başlamasından 15 yıl önce ameliyat geçirdiklerini ve kanserin gelişmesi için bolca zaman olduğunu söyledi.

Geçen sene 205 bin Amerikalı’nın zayıflama ameliyatı yaptırdığı ve bu rakamın her sene yüzde 5 oranında artığı bildiriliyor.

Kaynak: http://www.guncel.net/saglik/2008/06/21/zayiflamak-kansere-iyi-geliyor.htm

Şişmanlamamak için öneriler


Aktivite önerileri
Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin. Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonlan için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saatten daha az televizyon seyredin.

Beslenme önerileri
Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.

Alışveriş önerileri
Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran televizyon programları ve reklâmları izlemeyin.

Sağlıklı beslenme



* Öğün atlamamaya çalışın. Günde 3 mütevazı öğün yemek yiyin ve aralarda acıkırsanız, taze meyve gibi sağlıklı atıştırmalar yapın! Şok diyetler yapmak veya öğün atlamak, kilo verip, bu kiloyu korumanın iyi birer yolu olmayacaktır.

* Bol meyve ve sebze tüketin. Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kâse meyve salatası veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Bunlar, size fazla kalori yükü yapmadan tok tutacak besinlerdir.

* Her öğünde nişastalı besinler yiyin. Lif açısından zengin olan tam buğday ekmeği, kabuğu soyulmamış patates, tam buğday, pirinç ve makarnaları tercih edin.

* Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İnce kesilmiş et dilimlerini tercih edin. Etten, görebildiğiniz yağları ve tavuğun derisini ayırın. Daha az bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.

* Doymamış yağ oranı yüksek yağları kullanmaya özen gösterin. Yemek pişirirken, katı yağlar yerine ayçiçeği yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.

* Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.

* Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalye ya da ton balığı konservesi şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.

* Bol bol sıvı, özellikle de su için. Ucuzdur, kalorisizdir ve midenize doluluk hissi verir! Günlük hedefiniz 6-8 bardak olsun.

 

Üzüm çekirdeği mucizesi


üzüm
İçeriğindeki antioksidan kanseri önlemeye yardımcı oluyor.

Erciyes Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, üzüm çekirdeğinin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koydu.

Dr. Aysun Çetin açıklamasında, kanserin olumsuz etkilerini azalttığı bilinen E ve C vitaminleri ile ilgili çok çalışma yapıldığını, ancak E vitamininden 50 kat ve C vitamininden 20 kat fazla antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmaların son 10 yılda yapılmaya başlandığını belirtti.

Canlıların vücudunda serbest radikaller (oksidan) adı verilen zararlı maddeler ile bu maddeleri ortadan kaldıran maddelerin (antioksidan) denge içinde bulunduğunu ifade eden Çetin, özellikle 25 yaşından sonra bu dengenin olumsuz yönde bozulmaya başlandığını hatırlattı.

Dengenin bozulması ile birlikte artan oksidan etkinin başta kanser olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:

Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının azalmaması, yaşlanma ile birlikte antioksidan takviyesi yapılması gerekir. Üzüm çekirdeği de antioksidan özelliği çok fazla olan bir maddedir. Bu çalışmada, kanser oluşumunun önlenmesine katkı sağlayan üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisi sırasında karşılaşılan olumsuzlukların önlenmesindeki katkısını araştırdık. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri tümörü ortadan kaldırırken saç dökülmesi, iştahsızlık, bulantı veya kusma gibi birçok soruna yol açabiliyor. Araştırmamızda, bu olumsuzlukların nedeni veya sonucu olabilecek oksidan saldırıların ortadan kaldırılmasında üzüm çekirdeğinin katkısını test ettik.”

Üzüm çekirdeği verilen farelerde hissedilir ölçüde yararlı antioksidan maddelerin artışını tespit ettiklerini belirten Çetin, şöyle devam etti:

”Fareler, biyolojik olarak insan vücuduna en çok benzeyen hayvanlardır. Karaciğer ise bir anlamda vücudun laboratuvarıdır. Araştırmamızda denek farelerin karaciğer dokularını inceledik. Üzüm çekirdeği verdiğimiz fare grubunda antioksidan maddelerin hissedilir derecede arttığını belirledik. Hatta, hem ışın hem üzüm çekirdeği verdiğimiz grupta antioksidan maddelerin, hiç ışın verilmeyen ve sadece su verilen kontrol grubundan bile daha fazla düzeyde olduğunu gözlemledik. Üzüm, zaten rahatlıkla tüketilebilen doğal bir besin olduğu için insanlarda da aynı etkileri gösterebileceği sonucuna vardık. Yani, antioksidan özelliği nedeniyle kanser oluşumunu engelleyen üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisinde ortaya çıkan olumsuzlukları da azaltabileceğini belirledik. ”

Siyah üzümde antioksidan maddenin daha fazla bulunduğunu hatırlatan Çetin, söz konusu faydalar için üzümün çekirdeği ile birlikte çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.

AA

Balığın ardından içtiği enerji içeceği öldürdü.



Uzmanlar uyardı: Kesinlikle içilmemeli!

Zeytinburnu’nda iddiaya göre Bayram Altın (60) balık yedikten sonra üzerine birkaç kutu enerji içeceği içti. Bulantı, baş dönmesi ve mide ağrısı gibi rahatsızlıklar hissetmeye başlayan Altın, sokakta yürüyemeyecek duruma geldi. Yaşlı adamı fark eden çevredeki vatandaşlar ambulans çağırdı. Altın görevlilere enerji içeceği içtiğini söyledi. Sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen talihsiz adam olay yerinde hayatını kaybetti.

AŞIRI KAFEİN ZARARLI
Doktorun incelemesi sonucunda Altın’ın kalp yetmezliğinden öldüğü tespit edildi. Altın’ın yeğeni dayısının kalp yetmezliği olduğunu ve geçen yıl anjiyo geçirdiğini söyledi. Bu içeceklerin vücuda zararı olup olmadığını ise uzmanlara sorduk.

İşte görüşler: Kalp Cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, enerji içeceklerinin balıkla birlikte tüketilmesinin zararı olmayacağını kaydetti. Ancak aşırı miktarda kafein içeren enerji içeceklerinin kalp hastaları için zararlı olduğuna değinen Sönmez, “Kesinlikle içmemeleri gerekir. Ritim bozukluğu ve çarpıntı yapabilir” dedi.

YAŞLILAR HİÇ İÇMEMELİ
Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç Dr. Harun Arbatlı da şunları söyledi: “Güçlü yemekler yenirken veya yedikten sonra enerji içeceği gibi uyarıcı nitelikteki içeceklerin tüketilmemesi gerekir. Alkolle birlikte kesinlikle alınmamalı. Kalp hastalarında bu içeceklerin mutlaka yan etkisi olur. Özellikle yaşlıların yüksek tansiyon, çarpıntı hatta kalp krizi geçirmesine neden olabilir.”

Bugün

Baş Ağrısı


Ağrı çekenler çareyi ilaçlarda arıyor ancak bu da riskli…

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Babür Dora, yüzlerce çeşit baş ağrısı bulunduğunu bildirdi.

Doç. Dr. Babür Dora, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüzlerce çeşidi olan baş ağrılarını iki grupta değerlendirdiklerini belirtti.

Birinci grubun genetik geçişli migren ile gerilime bağlı baş ağrıları, ikinci grubun ise hastalık sonucu oluşan baş ağrıları olduğunu ifade eden Dora, çalışanlarda en sık görülen baş ağrısının, yoğun iş temposu, sıkıntı ve stres sonucu ortaya çıktığını söyledi.

Dora, özellikle 20 ile 50 yaş arasındaki grupta gerilime bağlı bu çeşit ağrıların yüksek olduğunu kaydetti.

Eğitim koşullarının ağırlığı ve sınavlar nedeniyle ilkokul çağındaki çocuklarda da strese bağlı baş ağrılarının arttığına işaret eden Dora, ”Çocuklara sınavlar nedeniyle büyük yük bindiriliyor. Stresten bunalan çocuklarda da baş ağrısı görülüyor. Erişkinler streslerini ifade edebiliyorlar ama çocuklar stresli olduklarını ifade edemedikleri için baş ağrısından şikayet ediyorlar” dedi.

Doç. Dr. Babür Dora, yüzlerce çeşit baş ağrısından en sık görülenin migren olduğunu söyledi. ”Türkiye’de 5 kadından ve 15 erkekten birinde migren olduğunu” bildiren Dora, migreni olan kişilerin, normal insanların aksine ışık, ses ve kokudan rahatsız olduklarını anlattı. Dora, migrenli kişilerin bazı ilaçlar sayesinde yaşam kalitesinde artış sağlanabildiğini vurguladı.

Sürekli ağrı kesici ilaç kullanmanın bağımlılık yapabileceğini ifade eden Dora, baş ağrısında hemen ilaç kullanmak yerine ağrının nedeninin belirlenmesi gerektiğini söyledi.

”Bir kişi 10 günden fazla ağrı kesici ilaç kullanıyorsa o kişi ilaç bağımlılığına gidiyor demektir” diyen Dora, başı üç günden fazla ağrıyanlar mutlaka nöroloğa muayene olmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

AA

Sınav stresinden dişler de etkileniyor.


Herkes sınav stresiyle her hangi bir yaşta karşılaşabilir. Ama hiç şüphe yok ki içlerinde en büyük kaygı yaşatan ÖSS’dir. Plusdent Diş Kliniği’nden Mehmet Zahid Kazandı öğrencilerin geleceklerini, kariyerlerini belirleme de büyük payı olan ÖSS’nin yarattığı stresin öğrencilerin dişlerinde de olumsuz etkiler yarattığını belirtiyor ve bu etkileri en aza indirmenin yollarını sıralıyor;

İşte sınav stresiyle öğrencilerin dişlerine verdikleri zararlar;
Diş gıcırdatma; Diş gıcırdatma ve sıkmanın en önemli sebeplerinden birisinin stres olduğunun altını çizen Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı öğrencilerin ÖSS stresiyle beraber bu alışkanlığı kazanabildiği belirtiyor. Genellikle geceleri uyurken dişlerini sıktıklarını ve aileleri tarafından fark edilen bu alışkanlığın dişlerine büyük zarar verdiğini belirten Diş Hekimi Mehmet Kazandı bu şekilde şikayeti olanlara yatarken kullanmaları için gece plağı (splint) öneriyor. Bu plak sayesinde diş gıcırdatma ve sıkmanın neden olduğu ağrılarında ortadan kalkacağını söylüyor.

Kahve ve çay tüketimi; Özellikle gece çalışma alışkanlığı olan öğrencilerin uykularını açmak ve daha fazla çalışmak için kahve ve çay tüketimini arttırdıklarını ve bununda diş renginde sararmalara neden olduğunu belirtti. Bu sararmalardan kurtulmak için öğrencilerin dişlerini daha sert fırçaladıklarını ve sonucunda dişlerde aşınmaya neden olduğunu vurguladı. Mümkünse çay ve kahve tüketimi sonrası en azından ağzın su ile çalkalanması gerektiğini belirtiyor.

Düzensiz beslenme; Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı öğrencilerin okul, dershane ve özel ders arasında gidip gelirken yemek alışkanlıklarının da bozulduğunu ve bununda öğrencilerin diş fırçalama alışkanlıklarını azalttığını ve dişlerde çürüklerin meydana geldiğini belirtiyor. Ayrıca sakız, yapışkanlı tatlılar ve çiğnenemeyen şekerler de öğrencilerin dişlerinde çürüklere neden olabilir. Ek olarak öğrencilerin stresle beraber düzensiz yeme alışkanlıklarının sonucu olan hazım problemi yüzünden asitli içeceklere yönelirler bu durum öğrencilerin dişlerinde erozyona sebep olur.

Uyku düzensizliği; Uykudaki düzensizlik nedeniyle tükürük akışında düzenlikler meydana gelir. Bu da diş yüzeylerinin yeterince temizlenmesini engeller ve çürük oluşumuna zemin hazırlar.

Stresten kalem ısırma ve tırnak yeme: Strese bağlı olarak öğrencilerde görülen ve zamanla alışkanlık haline gelen kalem ısırma ve tırnak yeme alışkanlığının da ağız ve diş sağlığını da olumsuz yönde etkilediğini, dişlerde kırılma ve aşınmalara sebep olabileceğini Diş Hekimi Mehmet Kazandı belirtiyor.

Ani bebek ölümlerinin nedeni bakteri mi?


İngiltere’de yapılan araştırma her yıl nedeni bilinmeyen yüzlerce bebek ölümüne ışık tutuyor.

İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma, bebeklerde görülen ve nedeni bilinmeyen ani ölüm vakalarının, zararlı olma potansiyeli taşıyan bir tür bakteriye bağlı olabileceğini ortaya koydu.

Londra’daki Great Ormond Street Çocuk Hastanesi’ndeki bilim adamları, ani ölüm vakalarına rastlanan yüzlerce bebekte, yüksek miktarlarda ve aynı türde olan bir mikroorganizmaya rastladı.

İngiltere’de her yıl 250 bebek ansızın ve beklenmedik bir şekilde ölüyor. Ancak bunların pek azının nedeni anlaşılabiliyor.

Tıp dergisi Lancet’ta yayımlanan yeni bir araştırma ise bebeklerin ani ölümlerinin bakteriyel bir hastalıkla bağlantısı olabileceğini ortaya koydu.

Araştırma kapsamında aniden ölen 500’ü aşkın bebeğin otopsi sonuçları gözden geçirilmiş.

Bu vakaların çoğunda, kayıtlara göre, ölüm nedeni belirsizmiş. Ve araştırmacılar, açıklanamayan ölüm vakalarının yarısında, yüksek seviyelerde ve tehlikeli olma potansiyeli taşıyan bakterilere rastlamışlar.

Özellikle de “stafilokok oreus” ve “ekoli” adlı bakteriler bunlar. Bir teoriye göre bu bakteriler enfeksiyona yol açmamakla beraber, vücutta toksin üreterek bebeğin ölümünü tetikliyor olabilir.

Ancak İngiltere’deki Kraliyet Pediyatri ve Çocuk Sağlığı Akademisi’nin Başkanı Profesör Alan Craft, bu teori doğru olsa bile ölümleri durdurmak için hiçbirşey yapılamayacağını ve bulunan bu bakterilerin hepimizin vücudunda çoğu zaman bulunabilen türler olduğunu söylüyor.

BBC Türkçe

eXTReMe Tracker
iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış