| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar arşiv 02.2008 Other entries in 2008-02 resimler , videolar

Dişlerin çürümesine neden olan etkenler


İşte dişlerin çürümesine neden olan etkenler…

Diş Hekimi Mehmet Kazandı, kişilerin farkında olmadan yaptıkları hatalardan kurtularak daha sağlıklı dişlere sahip olabileceklerini söyledi.

1- Sürekli kahve molası gün boyu kahve, çay içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Çay ve kahve şekersiz tüketilmeli ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünleri tercih edilmeli.

2- Sigara kullanımı Sigara içmek ağız kuruluğundan ağız kokusuna, dişlerin sararmasına hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir.

3- Diş ipinin önemi Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir.

4- Diş fırçalama Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık periyotlarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır.

5- Yemek dışında tüketilen tatlı tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.

6- Su ihtiyacı Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.

7- Çiğnenemeyen tatlılar: Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemişten mümkün olduğunca uzak durulmalı. Yenildiği takdirde ise dişlerden arınıdırma işlemi titizlikle yapılmalıdır.

8- Meyve ve sebzeden kaçmayın Meyve ve sebzelerin içerdiği vitaminler dişetleri için çok önemlidir. Ayrıca elma gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, ön dişlerde mekanik temizliği sağlar.

9- Şekersiz sakızı tercih edin Sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih edin. Çünkü tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine yardımcı olur.

BUGÜN

Cilt hastalıkları



Deri hastalıkları
, ciltte görülen hastalıklar. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak ''dermatoz'', ilgili bilim dalına daDermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için, kabaca birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

Fiziki sebeplerle meydana gelen deri hastalıkları

Delici, kesici, ezici cisimlerin meydana getirdiği yaralar, yanıklar, soğuğa bağlı olan çatlaklar, kimyasal maddelerin tahrişine bağlı olarak ortaya çıkan yaralar bu grupta sayılabilir.

Parazitlerin sebeb olduğu deri hastalıkları

Bu grup hastalıkların başında uyuz, bitlenme ve çeşitlimantar hastalıkları gelmektedir. Ayrıcapire,tahtakurusu,kene gibi böceklerin ısırmalarından meydana gelen deri bozuklukları da bunlardan sayılabilir.

Mikroorganizmaların sebeb olduğu deri hastalıkları

Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar,uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler,egzemalar veuçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına ''dermatit'' de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olancüzzam,deri veremi vefrengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifikiltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

Allerjik deri hastalıkları

En sık rastlanan deri hastalıklarıdır.Allerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı,Quincke ödemi,kurdeşen, egzema, kontakt dermatit sayılabilir. Allerjik deri hastalıklarının sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve çevresi çok iyi araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Gerekirse hasta bulunduğu çevreden bir müddet uzaklaştırılır. Allerjiye sebeb olanamil bulunmaya çalışılır. Bu amiller; çiçek tozları, çeşitli besin maddeleri, ev tozları, bazı ilaçlar, barsak parazitleri olabilir. Allerjik hastalıklarda irsiyetin, vücut yapısının ve asabi durumun yani psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür.

Derinin bu hastalıklarının dışında; çeşitli dahili hastalıkların derideki tezahürleri de sözkonusudur. Meselaşeker hastalığında, deride çeşitli belirtiler görülür (kurdeşen, kan çıbanları,gangren vs.). Ayrıca derinin kötü huylu ve iyi huylu urları da sözkonusudur.Deri kanseri|Deri kanserleri bütün kanserler içinde en az kötü olanlarıdır. Tam tedavileri de mümkündür. Deri hastalıklarını inceleyen, teşhis ve tedavisi ile uğraşan bilim dalınadermatoloji ve bu işi meslek edinmiş hekime ise, ''dermotolog'' ismi verilir.

Deri hastalıklarının çeşidine göre, deride değişik türlerde hastalık elemanları görülür. Bunlar arasında; kaşıntı izleri,papül (küçük deri kabartısı),püstül (irinli kabarcık),çıban,ülser,tüberkül (sivri deri çıkıntısı),eritem (kızarıklık), hiperpigmentasyon (derinin renginin artması), hipopigmentasyon (derinin renginin azalması), deskaamasyon (derinin dökülmesi), kabuklanma ve urlanma sayılabilir. Bir deri hastalığında bu elemanlardan biri veya birkaçı birarada da bulunabilir. Deri hastalıklarının teşhisi kolaydır. Kesin teşhis için gerektiğinde hasta kısımdan parça alınıp,patolojik incelemeye tabi tutulur. Tedavileri her zaman kolay olmayıp, hastalığın cinsine göre değişiklik arz eder. Tedavi çok keresemptomatik (hastanın şikayetlerini geçiştirmeye yönelik)tir.

Kaynaklar

  • Vikipedi
  • Kışın cilt sağlığımız


    Kışın cilt sağlığımız

    Kışın etkisiyle cildimiz yaza göre daha fazla kurur. Bunun kapalı ortamlardaki nedeni kalorifer ve soba gibi ısıtıcılardır. Elektrikli ısıtıcıların bu etkisi daha fazla olmaktadır. Dış ortamlarda ise özellikle rüzgar ciltten su buharlaşmasını arttırarak cildin kurumasına neden olur. Soğuk ise cildimizdeki damarları büzerek beslenmesini engeller ve kurumayı arttırır.

    Basit önlemlerle cildimizi koruyalım 

    Dış ortamlarda eldiven giyilmesi önemlidir. Özellikle ev hanımları gibi elleri sürekli kimyasal maddelere maruz kalan kişilerde zaten hasar görmüş cildi bu şekilde korumak şarttır. Ayrıca bir nemlendirici sürülerek dışarı çıkılması derimizin kurumasını önler.

    Kapalı ortamlarda hava fazla kuruysa mutlaka nemlendirici cihaz bulundurulmalı eğer bu imkan yoksa ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar veya ıslak bezler konulmalıdır. Özellikle atopik adını verdiğimiz allerjik bebeklerin hava kurumasıyla şikayetleri artacaktır.

    Kozmetikleri nasıl kullanalım ?

    Kışın özellikle hassas cilde sahip kişiler yoğun nemlendirici kullanmalı ve tonik - temizleyici gibi ürünleri ancak gerektikçe sürmelidir. Sivilce şikayeti bulunan hastalar yağ içermeyen nemlendiriciler kullanabilirler.

    Kış ve deri hastalıkları

    Sedef hastalığı, kışın güneşin azalması ve bazı kişilerde psikolojik sıkıntıların oluşması nedeniyle artış gösterebilmektedir. Sedef hastaları kışın daha fazla nemlendirici kullanmalıdır. Güneşin sedefi tedavi edici etkisi fototerapi adını verdiğimiz yöntemlerle sağlanabilmektedir.

    Atopik dermatit olarak isimlendirdiğimiz allerjik cilde sahip kişilerde derinin kuruması sıklıkla kaşıntılarının şiddetini arttırır ve hastalık ilerleme gösterir. Banyo yağları ve nemlendiriciler kış döneminde ihmal edilmemelidir.

    Cilt bakımının tam zamanı

    Kış, peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemi için doğru mevsimdir. Bunun nedeni hastaların uygulamadan sonra güneş ışığıyla diğer dönemlere göre daha az karşılaşması ve pigmentasyon dediğimiz peelinge bağlı cilt lekelenmesinin bu nedenle nadiren görülmesidir.

    Ayrıca lazer epilasyon ve diğer kozmetik uygulamaların da yine yukarda açıkladığımız nedenlerle lekelenme yan etkisi minimum olmaktadır.

    Uzm. Dr. Sertaç Sever
    Maltepe Üniversitesi Hastanesi

    Fizik tedavi kimlere uygulanır?


    Omuz, kol, bacak eklemlerinde ağrıları olanlara,
    Romatizmal hastalıkların aktif döneminde olmayanlara,
    Ortopedik ameliyatlar sonrasında kaslarında güçsüzlük, eklemlerinde ağrı ve hareket kısıtlılığı gelişenlere,
    Kırık, çıkık, incinme nedeniyle alçı sonrasında eklemlerinde sertleşmeler olanlara,
    Beyin, sinir hasarı sonucunda kol ve bacaklarda felç gelişenlere,
    Hareket sistemi dışında lenf dolaşımının bozulması sonucu kol ve bacaklarında şişme olanlara uygulanır.

    Kalp Hastalıkları


     

    Düzensiz bir hayat, yorgunluk, sinir bozukluğu, şiddetli romatizma veya doğuştan meydana gelen kalp hastalıklarında; daha kapsamlı bir ifadeyle bütün kalp hastalıklarında aşağıdaki maddelere dikkat etmek gerekir:
    - Sinirlenmeyin,
    - Sigarayı bırakın,
    - Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza etmeye çalışın,
    - Fazla yorucu işler yapmayın,
    - Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin,
    - Koşmayın, acele etmeyin,
    - Her gün bir öncekinden daha iyi olduğunuza inanın,
    - Kabız olmamaya dikkat edin,
    - Çürük dişleriniz varsa, tedavi ettirin,
    - Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler yemeyin. Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata gibi şeyleri mümkün olduğunca azaltın,
    - Yemeklere tuz koymayın. Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın,
    - Bol bol taze sebze ve meyve yiyin,
    - Bol bol yoğurt yiyin.

    Boyun Ağrısı


    BOYUN AĞRISI

     

    Yaşamının bir döneminde boyun ağrısından yakınmayan insan oldukça azdır. Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur.
     

    Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı olgularda sadece ensededir. Bazı olgularda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğüse doğru yayılabilir. Sıklıkla hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık oluşur. Kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi sık dile getirilen yakınmalardır. Boyun ağrısı bazen kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileyerek yaşam kalitesini bozabilir.

    Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir: boyun fıtığı, disk dejenerasyonu, boyun omurgasında artroz (kireçlenme), miyofasyal ağrı sendromları, tekrarlayan strese bağlı zedelenme sonucu gelişen ağrılar.

     

    -Tekrarlayan strese bağlı ağrı: Tekrarlayan aktivitelerde bulunma kötü pozisyon ve psikolojik stres ile birleşince “aşırı kullanmaya bağlı zedelenme” tablosunu ortaya çıkarır. Uzun süre başın öne eğilerek veya aşırı yukarı kaldırılarak çalışılması kas yorgunluğu ve kas kısalmasına yol açarak boyun ve sırt ağrısına neden olur. Çalışma koşulları ve bilgisayar kullanımının artması nedeniyle sık karşılaşılmaktadır.

    -Boyunda kas kaynaklı ağrı (miyofasyal ağrı): Boyun ve sırtın üst kaslarında ağrılı kaynağı olan tetik noktalar mevcuttur. Nedeni tam bilinmemekle beraber çok sayıda insanda görülmektedir.

    -Boyun zedelenmeleri: Boyun başı taşıdığı ve çok hareketli olduğu için zedelenmelere çok açıktır. Motorlu araç kazası, dalma, spor kazası ve düşmeler sonucu boyunda zedelenmeler kolaylıkla oluşabilir. En çok kas ve bağlar gibi yumuşak doku zedelenmeleri oluşsa da, bazı ağır yaralanmalar boyun kemiklerinde kırık ya da kaymaya yol açarak omurilik zedelenmelerine neden olabilirler.

    -Boyun fıtığı: Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla disk içeriği dışarıya doğru fırlar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.

    -Disk yapısının bozulması (disk dejenerasyonu): Boyun omurgasını oluşturan kemiklerin arasında yer alan diskler şok emilimi görevini görür. 40 yaşından sonra diskin normal-jelatin yapısı bozulur. Disk dejenerasyonu daha çok ilerleyen yaşla oluşmakla beraber, yaşam tarzı, genetik, sigara içme, beslenme ve fiziksel aktivite özellikleri tarafından da etkilenir.

    -Kireçlenme: Boyun kemikleri arasındaki eklemlerin yapısında bozulmalar sonucu gelişir, genellikle yaşla beraber artar. Başın arka tarafında kronik ağrıdan yakınabilirler.

    -Tümörler, enfeksiyonlar ve omurga kemiklerindeki doğuştan olan anomaliler.

    Nasıl önlem alınmalı?

    Boyun duruşunun (postür) düzgün olması ve boyun-sırt bölgesinin güçlendirilmesi, boyunda travmadan ve tekrarlayıcı stresten kaçınma, düzgün beslenme ve fiziksel aktivite yapma, sigarayı bırakmak, iş yerinde ergonomik düzenlemeler yapmak gereklidir.

    Boyun ağrısı çekenlere öneriler

    - Çalışmanıza sık ara verin. Masada veya arabada otururken kısa aralar verip ayağa kalkın, kısa yürüme ve gerinme egzersizleri yapın.

    - Çalışma sandalyenizi ve bilgisayarınızı ayarlayın. Otururken kalçalarınızın hizası dizlerinizden hafifçe daha yukarıda olmalı, baş ve boyun doğru pozisyonda olmalıdır.

    - Çok sayıda veya kalın yastıkla yatmayın, televizyon izlerken kanepenin koluna başınızı dayayıp uyuyakalmayın!

    - Telefonun ahizesini omuz ile boynunuzun arasına sıkıştırarak konuşmayın.

    - Germe ve güçlendirme egzersizleri yapın. Omurga sağlığı için yürüyün ve yüzün.

     

    Boyun ağrılarının tedavisi

    Çoğu boyun fıtığı olguları ameliyat dışı yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ancak, boyun fıtığı nedeniyle mesane ve barsak fonksiyonlarında bozulma, tedaviye rağmen kas gücü ve duyu kusurunun ilerlemesi, sinir kökü baskısına bağlı ağrının tedavi ile giderilememesi durumunda cerrahi tedavi uygulanır.

     

    -Fizik tedavi: Olguların çoğunda fizik tedavi ile düzelme sağlanabilmektedir. Kas gevşemesi ve yumuşak doku ağrılarını gidermek için yüzeysel ısı (örn. kızıl ötesi ışın) , derin ısı (örn. ultrason) ve elektriksel uyarı (örn. TENS), sinir kökü ağrılarının ve baskısının azaltılması için traksiyon yöntemleri kullanılır.

    -İlaç tedavisi: Boyun ağrılarında ağrı kesiciler, antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ilaçlar, uyku düzenleyici ve antidepresan ilaçlar kullanılabilir. İlaç tedavisinin mutlaka hekim tarafından düzenlenmesi gereklidir.

    -Bazı olgularda elle yapılan tedaviler olan spinal mobilizasyon ve manipulasyon tedavileri de oldukça yüz güldürücüdür. Ancak mutlaka bu konuda eğitimli ve deneyimli hekimler tarafından uygulanmalıdır.

    -Yumuşak doku veya boyun eklemlerine ya da epidural aralığa enjeksiyon uygulamaları da uygun olgularda faydalıdır.

    -Boyun ağrılarında özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde boyunluk verilebilir. Uzun süreli veya devamlı kullanımda boyun kaslarında zayıflama ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişebileceği için kısa süreli kullanım önerilmektedir.

    -Rehabilitasyon: Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, kalıcı bir iyileşme için doktor tarafından düzenlenen boyun egzersiz programı tedavinin esasını oluşturur. Egzersiz programı her hasta için ayrı düzenlenir. Postür düzeltici egzersizler, boyun kaslarını germe egzersizleri ve boyun kaslarını güçlendirici egzersizler uygulanır.

    Uzm. Dr. Hilal Yıldız-Alman Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

    Bel Ağrısı ve Bel Ağrısını Önlemenin yolları


    Bel ağrısı olan kişilerin bel eğitimi kurallarını günlük yaşantıya aktarmaları çok önemlidir.

    Sürekli oturmaktan yada ayakta dikilmekten kaçının. Sık sık pozisyon değiştirin.

    Ev hanımları, işinize sık sık ara verin ve gevşemiş olarak dinlenin.

    Ütü yaparken, üzerinde bastığınız ayağınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın birini yüksekçe bir yere koyarsanız belinizin yükünü azaltmış olursunuz.

    Bulaşık makinanızı vücudunuz dönük iken boşaltmayın. Elinizi bir yere dayayın, çömelin ve makinayı öyle boşaltın.

    Bacaklarınız gerginken öne eğilmeyin. Yerden bir şey alırken dizlerinizi biraz bükün. Ağır bir şey kaldırırken de belinizi düz tutun, cismi vücudunuza mümkün olduğunca yaklaştırarak kaldırın.

    Yatak ve koltuklar çok yumuşak olmamalı.
    Elektrik süpürgesini kullanırken dik durun. Faraşla yerden bir şey alırken çömelin.

    Omurgadaki erken aşınma ve yıpranmalar bir kez yapılan yanlış davranış değil, sık sık tekrarlanan hatalı hareketler sonucudur. Onun için yapılan hareketlere her zaman dikkat edilmelidir.

    Her gün biraz spor yapmayı deneyin.


    http://www.saglikbilgisi.gen.tr/bel-agrilari-icin-gunluk-yasanti-ogutleri.html

    Yaz ve Kalp Hastalıkları


    Hazırlayan: Prof. Dr. Övsev Dörtlemez - Prof. Dr. Halis Dörtlemez
    İç Hastalıkları - Kardiyoloji Uzmanı

    Kalp Hastalarının Hastalıkları gereği yaşam boyu dikkat etmeleri gereken bazı kurallar vardır.

    Bunlar çoğu kez hastalar tarafından yeni bir yaşam şekli olarak algılanır. Mümkün olduğunca da uymaya özen gösterilir

    Her mevsimin kendine özgü güzelliği ve özelliği vardır. Kışın karı ve soğuğu ile yazın sıcağı ve denizi bunların başında gelir.

    Kalp Hastası olan kişi yazın ve denizini çok seviyor da olsa, kendini mümkün olduğunca sıcaktan ve yaz-deniz keyfi adına yorgunluktan korumalıdır. Bu nedenle sıcağın ve koruyucu hareketlerin sakıncalarına kısaca değinmek uygun olur.

    Sıcaklık ve Deri
    İnsanlar içinde bulundukları ortama uyum sağlamada kendilerine yardımcı olan donanımlara sahiptirler.

    Çevrenin ve kendi vücut ısınlarının durumuna uyum sağlamada deri çok önemli bir rol oynar
    Deri, damarlarının durumunu ihtiyaca göre ayarlayarak damarların genişlemesi veya damarların daralmasını sağlayarak çevrenin sıcağına uyum sağlar. Kişinin sıcağa uyum göstermesinde terleme ve titremeninde önemli bir ayarlayıcı rolü vardır.

    Deri, normal koşullarda normal ısıdaki ve istirahatteki erişkin bir insanda kalp debisinin % de 5-10'u kadar bir kan taşır. Isının artmasıyla deri kanlanması artar.
    Aşırı ısı artması hallerinde kap debisinin % 50-60'ı deriye gider. Bu gibi hallerde derinin Sempatik Vazokonstriktör sinirleri arayıcılığı ile çeşitli refleks yollar sayesinde dolaşım düzenlenmesi yapılarak kontrol altına alınır.

    Yazın aşırı sıcaklarda, sıcağa uzun süre maruz kalmakla en sık görülen aşırı halsizlik, yorgunluk hatta bitkinlik düzeyindeki tablolardır. Sıcak Çarpması (Güneş Çarpması) bu durumlardan biridir.

    Ortamın ısısının artmasıyla kişinin deri ve çeşitli organlarında oluşan temel değişiklikleri şöyle özetleyebiliriz.

    1- DOLAŞIMDA ,KANIN BÜYÜK KISMI DERİYE YÖNELDİĞİ İÇİN DERİNİN KAN AKIMI VE KAN MİKTARI ARTAR.
    2- KALB DEBİSİ VE ATIM HACMİ AZALIR.
    3- ARTERİYEL KAN BASINCI ( TANSİYON ) DÜŞER.
    4- KARIN İÇ ORGANLARININ KANLANMASI AZALIR.
    5- KASLARDA KAN AKIMI AZALIR.

    Bu değişiklikler yorgunluk yaratabilecek düzeyde güç sarfiyatını gerektiren her türlü beden-sel faaliyette daha da artar.
    Böyle durumlarda kalbin işinin artması dakikadaki atım sayısı-kasılması da artar.

    Yukarıdaki açıklamaya çalışmaya çalıştığımız özelliklerden ötürü hipertansiyonlu, kalp yetmezlikli, koroner arter hastalıklı ve tedavi altındaki hastların şunlara dikkat etmleri uygun olur.

      FAZLA SICAĞA MARUZ KALMAYINIZ.

      YÜRÜYÜŞ VE GEZİNTİLERİNİZİ SABAH ERKEN VEYA AKŞAM SERİN SAATLERDE YAPINIZ.

      GÜNLÜK SU ALIMINIZ KISITLANMIŞ BİLE OLSA,YAZIN ÇOK SICAK ZAMANLARI_DA VE AŞIRI TERLEDİĞINİZ DÖNEMLERDE SU KAYBINIZ ARTACAĞI İÇİN YETERLİ SUYUNUZU (GÜNDE ORTALAMA 2-2,5 LİTRE)

      TERLE BİRLİKTE VÜCUDUN ELEKTROLİT KAYBI, ÖZELLİKLE SODYUM (TUZ) KAYBI FAZLA OLACAĞI İÇİN-TUZ KISITLAMALI BİR REJİM İÇİNDEYSENİZ DOKTORUNUZUN FİKRİNİ ALARAK YEMEKLERİNİZE BİRAZ TUZ İLAVE EDEBİLİRSİNİZ.

      DENİZ KIYISINDA TATİLDE İSENİZ, KUMDA YATIP, GÜNEŞ BANYOSU YAPMAYINIZ. DENİZE SABAH VEYA AKŞAM ÜZERİ GİRİNİZ. DENİZDE UZUN SÜRE YÜZMEYİNİZ.

      EGER DENİZDE DALMA ALIŞKANLIĞINIZ VARSA DALMAYINIZ.

      TOK KARNINA DENİZE GİRMEYİNİZ.

      FAZLA YAGLI, KIZARTMALI, AĞIR GIDALAR YERİNE, BOL SEBZE, HAŞLAMA VEYA IZGARA, HAFİF GIDALAR TERCİH EDİNİZ. EĞER DİABETES MELLİTUSUNUZ (ŞEKER HASTALIĞI) YOKSA BOL MEYVA YİYİNİZ.

      BACAKLARINIZDA KRONİK VENÖZ YETMEZLİK (VARİS) VARSA, DENİZDE BELİNİZE KADAR OLAN BİR SU SEVİYESİNDE YÜRÜYÜŞ YAPINIZ. ASLA KUM BANYUSU YAPMAYINIZ.

      HİPERTANSİYONLU İSENİZ, TANSİYON İLACINIZ FAZLA GELEBİLİR, DOZUNU DOKTORUNUZA TEKRAR SORUNUZ.

      AŞIRI SICAKLARDA RİTM BOZUKLUKLARI OLABILİR.

      BU KURALLARA UYMADIĞINIZ TAKDİRDE HANGİ SEBEPLE MEYDANA GELMİŞ OLURSA OLSUN KALB YETERSİZLİGİNİZ KAYBOLMUŞKEN YENİDEN ORTAYA ÇIKABİLİR, HAFİFLEMİŞKEN AĞIRLAŞABİLİR.

      SÜKÜN BULMUŞ, KAYBOLMUŞ KALB AĞRILARINIZ (ANGİNA PECTORİS) YENİDEN BAŞLAYABİLİR.

      DENİZ VE SICAĞA KARŞILIK SERİN YAYLA TATİLİNİ TERCİH EDEBİLİRSİNİZ

      kaynak: saglik.tr.net

    Guatr


    Guatr
    Guatrı olan bir hastanın ortaya çıkan belirtilerini göz ardı etmemek gerekir. Hastalık nedeniyle parmak ve dil ucunda titreme, sinirlilik, sıcağa dayanamama, zayıflama ve bazı türlerinde boyunda şişlik görülür. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir.

    Tiroid bezi, boynun ön yüzünde, nefes borusunun iki yanında yer alan yutkunmakla hareketli bir iç salgı bezidir. Bu bezin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. Guatr iki şekilde olabilir: Birincisi ve çoğunlukla görülen bezin bir veya birkaç bölgesinde yumrular halinde olanı (nodüler guatr), ikincisi ve daha seyrek olanı bezin tamamının büyümesi şeklindedir.

    Belirtileri

    Tiroid bezinin normalden fazla (hipertroidi) ve normalden az (hipotroidi) çalışması ile vücudun kalp-damar, solunum, sindirim, üriner ve sinir sistemlerini etkileyen belirtiler ortaya çıkar.

    Tiroid bezinin fazla çalışma belirtileri;

  • İştah artmasına rağmen kilo kaybı
  • Sık sık büyük abdest yapma
  • Seyrek adet görme
  • Ellerde ve dilde titreme
  • Sinirlilik, duygusal değişiklikler
  • Sıcaktan rahatsız olma, terleme
  • Taşikardi ( nabzın yükselmesi uykuda bile)
  • Göz belirtileri (göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme)
  • Ayaklarda şişlik

    Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri;
  • Kilo alma
  • Kabızlık
  • Soğuktan rahatsız olma
  • Aşırı adet görme
  • Kısık ses
  • Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama
  • Nabzın düşmesi
  • Cildin-saçın kuru ve kalın olması

    Risk Grupları
  • Her iki cinste ve her yaş grubunda görülebilir. Ancak gebelik, doğum ve hormon dengelerinin sık sık değişmesi nedenleri ile kadınlarda daha yaygındır.
  • Bazı bölgeler ve yörelerde daha sık görülebilir. Örneğin; Doğu Karadeniz ve İç Anadoluda

    daha sıktır.
  • Yeni doğan çocuklarda doğumdan hemen sonra hormonlar kontrol edilmelidir. Doğuştan bir eksiklik varsa sistemlerin gelişmesine (özellikle zeka gelişimine) engellemeden eksiklik tamamlanmalıdır.

    İç-Dış, Erkek-Dişi Guatr

    İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa (zayıf ve boynu uzun olanlarda görülür) buna dış guatr denir. Bezin büyümesi görünmüyorsa (şişman ve kısa boyunlularda görülmez) buna da iç guatr denir. Ameliyattan sonra tekrar eden yani nüks olanlar dişi guatr, tekrar etmeyenlere de erkek guatr denir. Eğer bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir.

    Teşhis ve Tedavi

    Guatr teşhisi;
  • Muayene,
  • Kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki),
  • Tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile teşhis konur.

    Tedavi yöntemleri ise;
  • İlaç tedavisi,
  • Radyoaktif iyot tedavisi ve
  • Cerrahi tedavidir.

    Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişebilir. En uygun tedavi şekli cerrah, endogrinolog, radyolog ve patologdan oluşan bir ekip tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir.

    Guatr Ameliyatı

    Guatr ameliyatı dendiğinde en sık boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişe edilir. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 santimetrelik bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmamaktadır. Ses kısıklığı ise, anestezin sırasında boğazın tahriş olmasına bağlı 1-2 gün süren ses kısıklığı olabilmektedir. Yutkunmadaki 1-2 günlük ağrı ile birlikte ameliyat çok rahat geçmektedir. 1 gün hastanede yatıp ertesi gün taburcu olan hastanın 4. gün dikişleri alınmaktadır.

    Erken Teşhis Önemlidir!

    Guatrda erken teşhis çok önemlidir. Geç kalınması durumunda hastalık ilerleyecek, tedavi zorlaşacak, sistemlerde yaptığı hasarlar geri dönmeyecektir. En önemli ameliyat sebebi olan kanser gelişmesi varsa tedavi çok pahalıya mal olabilecektir.
  • Diyabet Hastalığı


    Diyabet

    Şeker Hastalığı ve Komplikasyonları

    " İnsülin´in ortaya çıkması sayesinde diyabetik koma çağından, diyabetik komplikasyonlar çağına ilerledik."

    Bu sözler, şeker hastalığı konusunda zamanının önemli uzmanlarından olan E.P.Joslin´e ait. İnsülin´in keşfini izleyen dönem içinde bundan yaklaşık 70 yıl kadar önce söylenmiş bu sözler, tıp dilinde Tip 1 diabet olarak adlandırılan insüline bağımlı şeker hastalığı için söylenmiş olmakla beraber, bu gün için, İnsülin´e bağımlı olmayan yani Tip 2 diabet için de geçerlidir.

    Bu sözlerle ne denilmek istendiğini belki anladınız. Şeker hastası olarak yaşanan yıllar çoğaldıkça, bu hastalığın neden olduğu ek sorunlar (komplikasyonlar) da artmaktadır.

    Diabetin Tipleri Nedenleri?

    Diabet denilince, kandaki glukoz metabolizmasının bozulmasına yol açan birbirinden ayrı iki tablo anlaşılır.

    Juvenil diabet olarak da adlandırılan tip 1 diabet, genellikle çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Nedeni, pankreasın beta hücrelerinin yeteri kadar insülin üretememesidir. Bilindiği gibi insülin, sindirim sisteminin gıdalardaki unlu, şekerli, nişastalı maddeleri işleyerek oluşturduğu ve kana karışmasını sağladığı glukozun, hücrelere girip kullanılmasını yani enerji üretilmesini sağlayan bir hormondur. Yeterli insülin bulunmadığı taktirde, kanda bol miktarda bulunan glukoz hücrelere giremez, hücreler açlık çekerler. Bunun aşırı olması, hücrelerin ve dolayısıyla hastanın ölümüne yol açabilir. Bu nedenle tip 1 diabeti olan hastaların, glukoz metabolizmasını düzenlemek için, ömür boyu, insülin takviyesi yapmaları gerekir.

    Tip 2 diabet yaşamın daha geç dönemlerinde ortaya çıkar. Pankreasın yeterli insülin üretememesinin yanısıra, vücut hücrelerinin insülinden etkilenmelerinde de bozukluk vardır. Yani kanda yeterli. hatta çoğu zaman fazla, glukoz ve insülin bulunmasına rağmen hücreler glukozu alıp kullanamaz yani açlık çekerler. Diğer bir deyişle tip 2 diabetiklerde insülin, ´glukozun kapı bekçisi´ olma görevini yapamamaktadır, dolayısıyla hücrelerin glukoza kapısı kapalıdır. Zaman içinde hastaların çoğunda insülin üreten beta hücrelerinde ilerleyici bir fonksiyon kaybı da olur. Böylece, başlangıçta şeker düşürücü haplarla (oral antidiyabetik) idare edebilen hastalar da insülin takviyelerine ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Şeker hastalığı (diabet) başlıca iki tip olmakla beraber, özellikle erişkin kişilerde görülebilen ´glukoz tolerans bozukluğu) olarak adlandırılan başka bir tablo da bulunur. Bu da zaman içinde tip 2 diabetin oluşacağının bir göstergesidir.

    Gelişmiş ülkelerde erişkinlerin yaklaşık %6 ila 10 kadarında tip 2 diabet. %15 kadarında da ´glukoz tolerans bozukluğu´ görülmektedir. Bu oranın gelişmiş ülkelerde artmış olmasının nedeni daha hareketsiz bir yaşam ve şişmanlığın artmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde de refah düzeyi arttıkça daha önceleri düşük olan bu oran, gelişmiş ülkelerdeki düzeye doğru artmaktadır.

    Nasıl Teşhir Edilir?

    Diabet teşhisi kandaki glukoz düzeyinin ölçümü ile yapılmaktadır. Şüpheli durumlarda, halk arasında ´şeker yükleme´ olarak bilinen oral glukoz tolerans testi yapılmaktadır. Eğer kandaki glukoz düzeyi açlıkta 125 mg.ın veya 75 gr glukoz içirildikten 2 saat sonra. 200 mg.ın üzerinde ise diabet tanısı konulabilir.

    Komplikasyonları

    İnsülin´in ilaç olarak üretilip piyasaya verilmesinden önceki dönemlerde tip 1 diabet hastalarının yaklaşık %75lik kısmı çok erken dönemde, diabete bağlı komplikasyonlardan (ek sorunlar) ölmekteydi. Diabetin komplikasyonları atardamar sisteminin en ince dallarını etkiler. Mikrovasküler sistem denilen bu damar sistemi kılcal düzeydeki damarlardır. Diabet mikrovasküler sistemdeki damarları hasarlandırdığı için, çeşitli organlar da bu mikrovasküler sistemdeki hasarlar nedeniyle etkilenirler. Etkilenen organlar arasında ilk sıraları alanlar, gözün retina tabakası, sinir dokusu ve böbreklerdir. Bu nedenle diabetik retinopati, diabetik nöropati ve diabetik nefropatiden bahsedilir. Bunlar en korkulan komplikasyonlar olan körlük, böbrek yetersizliği ve sinir sistemi hasarlarına bağlı olarak duyu ve hareket bozukluklarına yol açarlar.

    Karbonhidratlı gıdaların sindirilmesiyle oluşarak kana verilen glukoz, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonunun etkisiyle hücrelere girerek, yaşaması için gerekli enerjiyi sağlar.

    Glukoz hücreye hayat verir ancak, glukozun kandaki düzeyleri uzun süreler boyunca yüksek kalırsa, atardamarların iç çeperlerini kaplayan endotel hücreleri için ölüm anlamına da gelir. İnce atardamarlarda (mikrovasküler sistem) oluşan hasar, glukoz düzeyinin yükseklik miktarı olduğu kadar yüksek kaldığı sürenin uzunluğuna da bağlıdır.

    Önceleri ince damarları tutan bu hasar giderek daha büyük damarları da tutabilir. Bunun sonucunda ateroskleroz (damar sertliği), kalp damarlarının hastalıkları, miyokard infarktüsü, inme gibi ciddi sorunlar görülebilir.

    İşte bütün bu sorunlar, diabetin çok titiz bir şekilde takip edilmesinin önemini ortaya koyar. Gelişmiş ve bu nedenle diabet sıklığı artmış ülkelerde körlüklerin büyük nedeni diabettir. Ayağa giden damarların tıkanmasına bağlı olarak ayak kesilmeleri, diabetli hastalarda çok sıktır. Miyokard infarktüsü ve kalp krizi nedeniyle ani ölüm şeker hastalarında 6 kat daha sık görülür.

    Eşlik Eden Hastalıklarda Önemli

    Diabetik hastalarda komplikasyonlara yol açan en önemli etken, kandaki glukoz oranının yükselmesidir. Tip 1 yani insüline bağımlı diabette temel sorun pankreasın yeterince insülin salgılayamamasıdır. Tip 2 diabette ise hücrelerin insüline cevaplarında bozukluk yanında pankreasın insülin salgılama fonksiyonunda da ilerleyici bir fonksiyon bozukluğu bulunur. Eğer Tip 1 diabette kandaki glukoz düzeyini düzenleyici tedavi iyi düzenlenirse komplikasyonlardan büyük ölçüde korunmak mümkün olabilir. Oysa Tip 2 diabette daha hastalık teşhis edildiği anda bile tansiyon yüksekliği, kan yağları yüksekliği ve miyokard infarktüsü gibi sorunlar bulunabilir. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde kandaki glukoz yüksekliğinin kontrolunun yanısıra, kandaki yağların (kolesterol vb.) ve kan basıcının (tansiyon) da normal düzeylerde tutulmasının önemi büyüktür. Bütün bunların yanısıra Aspirin gibi koruyuculuğu kesinleşmiş ilaçların tedaviye katılması önemlidir.

    Hasta Uyumu

    Diabet yaşam boyu süren bir hastalıktır. Bir insana tüm yaşamı boyunca uyması gereken katı kuralları kabul ettirmek çok zordur. Bunun yanısıra yüksek kan şekerinin başlangıçta hastaya zarar vermemesi, hastalığın hafife alınmasına da yol açar. ´´Benim şekerim 400´e bile çıktı bana bir zarar vermedi´´ ya da ´´Ne yaparsam 200 den aşağı indiremiyorum, benim bünyem buna alışmış artık bana bu normal geliyor´´ gibi konuşmalara çok şahit oluruz. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir. Önceleri çok bir belirti vermeyen hastalık, damar sisteminde ciddi bozuklukları sinsi sinsi hazırlamaktadır. Komplikasyonlar belirti vermeye başladığı zaman hasar çok ilerlemiş ve çoğu zaman geri döndürülemez noktaya gelmiştir.

    Komplikasyonlar kadar diabetin de başlangıçta kendini göstermemesi, özellikle tip 2 diabette sık rastlanan bir durumdur. Glukoz tolerans bozukluğu aşamasından belirti veren diabet haline geçiş, çoğu zaman 8-10 yıllık bir zaman alır. Bu süre zarfında da bazı hasarlar oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle hastalanmadan önce yapılan sağlık kontrolları (check-up) sırasında şeker hastalığı açısından titiz davranmak ve şüpheli hallerde glukoz tolerans testi yapmak önemlidir.

    Hekimlerin Sorumluluğu

    Hasta uyumunda hekimlerin tutumunun da önemi büyüktür. Uygulanması hemen hemen mümkün olamayacak kadar katı diyetler önerilmesi, hastanın diyeti ve bazen tedaviyi de tümden reddetmesine yol açabilir.

    Ayrıca bazı hekimlerde, çok ileri düzeylerde olmayan tip 2 diabeti çok önemli bir hastalık gibi görmemek eğilimi de vardır. Oysa kandaki glukoz miktarı aşırı düzeylerde olmayan şeker hastalarında bile komplikasyonlar sık görülmektedir.

    Hiçbir rahatsızlık hissetmeyen bir insanın muhtemel sorunlara karşı önlem alması, ilaçlar kullanması ve yaşamında kısıntılar yapması zor gibi gözükmekle beraber, ileride bekleyen tehlikeleri iyi bilmek uyum sağlama açısından önemlidir. Unutmayın ki, bütün zorluklarına rağmen diabetin komplikasyonlarından korunmak, onları tedavi etmekten çok daha kolaydır.
    eXTReMe Tracker
    iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış