| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar arşiv 03.2008 Other entries in 2008-03 resimler , videolar

Araştırmalar asprinin kalın bağırsak kanserini önlediğini gösteriyor


aspirin
Araştırmalar, düzenli asprin kullanımının kalın bağırsak kanserine çare olduğunu gösteriyor.

İzmir Kent Hastanesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ethem Tankurt, düzenli asprin kullanımının, kolon (kalın bağırsak) kanserini önlediğini bildirdi.

Prof. Dr. Tankurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD’de 40-75 yaşları arasında 47 bin 360 erkeği kapsayan ve geçen ay sonuçları açıklanan araştırmada, düzenli aspirin kullanımının kalın bağırsak kanserini önleyici rolü bulunduğu sonucuna varıldığını belirtti.

Aspirinin, kalın bağırsak kanserinden korunmak amacıyla kullanılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tankurt, şöyle konuştu:

”Korunma amacıyla kullanım, öncelikle yüksek riskli hastalarda yani 1. derece yakınlarında kolon kanseri görülen kişilerde ve bağırsaktan polip çıkartılmış kişilerde öneriliyor. Aspirin, kanserin öncül lezyonu olan bağırsak poliplerinin oluşmasını da azaltıyor. Ancak düzenli aspirin alacak kişilerin bir mide sorunu olmaması gerekiyor. Aksi halde ciddi mide kanamalarına yol açabilir. Bu nedenle önce midedeki sorunların tedavisi gerekli.”

Prof. Dr. Tankurt, kolon kanserine erken yakalanmamak için 50 yaşın üzerindeki her bireyin 10 yılda bir kolonoskopi kontrolü olmasının önerildiğini söyledi.

AA

Böbrek nakli


Böbrek Nakli;
1. Canlı vericiden (Yakın ve uzak akraba, eş)
2. 2. Kadavradan
olmak üzere iki kaynaktan yapılır.

Transplantasyon sonrası böbrek fonksiyonlarının hemen yerine gelmesi nedeniyle tüm fizik ve psikolojik bozukluklar düzelir. Ancak, takılan böbreğin vücutca reddi (Rejeksiyon) gibi ciddi bir sorunu da vardır.

Gerekli şartlara uyulmazsa rejeksiyon, transplante böbrek için her zaman bir tehlikedir.

Genel Bilgiler
Aralarında kan bağı olanlarda yapılan böbrek nakli çok kez alıcıda iyi uyum gösterir. Alıcı ve vericinin çok iyi incelenmesi bu başarıyı artırmaktadır. Bu nedenle canlıdan yapılan nakillerin başarı oranı daha fazladır. Son yıllarda tedaviye eklenen yeni ilaçlar kadavradan yapılan nakillerin de başarı oranını artırmıştır. İlaç tedavisi ile düşmeyen tansiyon, iltihap kaynağı olan böbrekler varsa bunlar transplantasyondan 3 4 hafta önce ameliyatla çıkarılır.

BÖBREK TRANSPLANTASYONU
Son evre böbrek yetmezliğinin en uygun tedavi şekli böbrek transplantasyonudur.

Böbrek transplantasyonunda iki organ kaynağı vardır.

1. Canlı verici
2- Kadavra

Canlı Vericiler
1. Derecede akrabalar (Anne, baba, kardeş ve çocuklar)
2. 2. Derecede akrabalar (Hala, amca, dayı, teyze) ve akraba olmayan uygun vericiler (B5 gibi) dir

Kadavra Verici : Beyin ölümü olan sistemik bir enfeksiyon ve kanser vb. olmayan kişilerdir

Kadavra ve canlı vericilerde A-B-0 kan grubu uyumu ve doku ila negatif crossmatch (Rh Faktörü önemli değildir) uyumu gerekir.

Canlı vericilerde, 1 ve 2 antigen uyumsuzluğu (Mismatch) varsa vericiler kabul edilebilir.

Kadavrada ise HLA B ve DR den birer antigen uyumu ile negatif Crossmatch yeterli uyum sayılır.

Transplantasyon öncesi alıcı ve vericilerin tüm tetkikleri tamamlanıp, böbrek transplantasyonunun yapılmasına karar verildiğinde alıcı ve verici hastaneye yatırılır Ameliyattan üç gün önce  alıcının bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara başlanır ve hasta izole edilir. (Tek başına bir odaya alınır)

Ameliyatta, böbrek, hastanın kasık bölgesine takılır.

(Arter, atardamar, Ven-toplardamar) bağlantıları bölgedeki damarlara yapılır, Üreter denen idrar kan ağızlaştırılır

Ameliyat sonrası tüm yaşam süresince devam edecek bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlarla tedavi devam eder. Hasta ameliyat sonrası 2-3 hafta hastanede yatar, taburcu edildikten sonra periyodik kontrollere gelir.

BÖBREK NAKLİ YAPILAN HASTALAR İÇİN ACİL SORUNLAR KILAVUZU

Böbrek nakli olduğunuz üniteyi günün her saatinde arayabilirsiniz. Transplant koordinatörü size yapmanız gereken her şeyi açıklayacaktır.
1. Ateşiniz yükselirse
2. İlaçlarınızı karıştırır ve dozlarını unutursanız
3. Kısa zamanda aşırı kilo alırsanız (Her gün tartılmanız gereklidir. Bu vücudunuzda aşırı sıvı biriktiğini, idrarla atamadığınızı gösterir)
4. Tansiyonunuz aşırı yükselirse (150/90 ı geçerse)
5. Nefes almada zorluk, sıkışma hissi, kanlı köpüklü balgam, karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı idrar ve idrar miktarında Azalma olması durumunda derhal ameliyat olduğunuz kliniği arayınız

 Kaynak: http://saglik.tr.net/genel_saglik_bobrek_nakli.shtml

Su ve sabun temizliyor ama..



su ve sabun
Cildi bir o kadar yıpratıyor. Peki korunmak için ne yapmak lazım ?

Özel Çamlıca Medicana Hastanesi Cilt Uzmanı Dr. Vefa Gönenç, kadınları temizlik yapma konusunda aşırıya kaçmamaları için uyardı. Gönenç, su ve temizleyicilerle gereğinden fazla haşır neşir olmanın cildi yıprattığını açıkladı:

* Cildimiz hava şartlarından nasıl etkilenir ?
Ciltte oluşan en büyük sorun kuruluktur. Kuruluk nedeniyle deri dolaşımının bozulması hücre ölümünü hızlandırır ve cildin koruyucu tabakaları hasar görmeye başlar. Biz her mevsimi yaşayan bir ülkeyiz. Kış ayları pek çok bölgemizde sert geçer. Birçok insanın cildi, bu sertlikten olumsuz etkilenir.

NEMLENDİRİCİ KULLANIN
* Cildimizi korumak için neler yapabiliriz ?
Derinin üzerini örten koruyucu bir tabaka vardır. Soğuk havalarda bu tabaka hassaslaşır. Bu tabakanın kaybına sebep olan gereksiz yere el yıkama, bol şampuanla sık duş alma, çıplak elle direk temizleyicilerle temas ederek temizlik yapma, bulaşık yıkama gibi faaliyetler sınırlandırılmalıdır. Hijyenik olmak adına insanlar kendi bedenlerine zarar verecek alışkanlıklar geliştiriyor. Ciltteki hassasiyetin giderilmesi için sürekli nemlendirici ve yağlandırıcı kremler kullanılmalı. Ayrıca sık duş alma alışkanlığına sahip insanların banyo yağı kullanmaları da, görecekleri hasarı azaltacaktır.

* Sık sık el yıkamak hata mı ?
Temiz olmak adına insanın kendi doğal yapısını bozması doğru değil. Özellikle kış aylarında bu bozulma daha da artar. İnsanların elleri kurur, çatlaklar oluşur, kaşıntılar başlar, egzama gelişir. Hatta çatlaklar çok artarsa, enfeksiyonlara bile yol açabilir.

* Ciltte kuruluk dışında ne tip rahatsızlıklar görülebilir ?
Ciltte oluşan çatlaklar nedeniyle egzama ile birlikte enfeksiyon riski de artar. Suyla çok fazla temas halinde olan insanlarda bakterilere ve mantarlara bağlı enfeksiyonlar da sık görülür.

* Suyun tek başına cilt üzerinde zararlı bir etkisi var mı ?
Su tek başına çok sık kullanıldığında, doğal bariyeri bozma özelliğine sahiptir. Ama kullanılan temizleyicilerle bu daha da artar. Cilt gittikçe yıpranır.

* Nemlendirici kullanmak ne kadar işe yarıyor ?
Sürekli nemlendirici kullanmak gerekiyor. Ayrıca banyo yağını veya başka güçlü yağlandırıcıları da öneriyorum. Kadınların ellerini suyla fazla temas ettirmemeleri lazım. Saatlerce temizlik yapıp ellerini yıpratmasınlar ve bol bol nemlendirici kullansınlar.

Sabah

Saçlarınız mı dökülüyor?


İşte bunun sebepleri ve korunma yolları…

Prof. Dr. Kerim Alpınar, bilinçsizce yapılan diyetlerin yol açtığı kansızlığın, saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Alpınar yaptığı yazılı açıklamada, özellikle hanımların güzelleşmek uğruna neredeyse ölüm diyetlerine girdiğini, yanlış uygulanan diyetler nedeniyle pek çok kişinin saçlarından olduğunu belirtti.

Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar için gıdalarda protein, çinko, B12 vitamini, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına dikkat edilmesi ve sebze-meyve gibi yiyeceklerin bol bol tüketilmesi gerektiğini kaydeden Alpınar, ”Bilinçsizce yapılan diyetlerin yol açtığı kansızlık, saçların güçsüzleşmesiyle birlikte hızla dökülmesine neden oluyor. Düzenli ve dengeli beslenme saç sağlığını korumak için birinci önceliği taşıyor” dedi.

Kerim Alpınar, bunun yanı sıra kalıtsal, hormon bozukluğu, mevsimsel şartlar, hava kirliliği, uygunsuz saç bakımı ve stres gibi faktörlerin de saç dökülmesine neden olduğunu dile getirerek, Türkiye’de her 100 kişiden 58′inin daha 38 yaşına gelmeden saçsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Alpınar, saç bakımında kullanılacak ürünlerin etkinliği ve güvenilirliğinin klinik deneylerle kanıtlanmış olmasının önemine işaret etti.

Bitkisel özlü ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Alpınar, sağlıklı bir saç için şu önerilerde bulundu:

”Temiz ortamlarda bulunun. Çok sigara içilen, kimyasal madde buharlarının bulunduğu ortamlar, saçları yıpratır ve sağlıksız kılar.

Saçların uzun süre güneş ışığına ve deniz suyuna maruz kalmaması gerekir. En azından bir şapkayla saçlar güneşten korunabilir. Denizden çıkar çıkmaz da duş almak gerekir. Yağlı saçlar her gün bir kez, kuru saçlar ise iki günde bir yıkanmalı ve muhakkak çok iyi durulanmalı.

Zaman zaman da saç diplerinin zeytinyağı kullanarak beslenmesi de çok

önemli. Zeytinyağı en kolay ulaşılabilir, basit ve etkili bir madde. Saç bakımı ile ilgili ürünlerde de zeytinyağının bulunması bu açıdan önemli.”

AA

Kansere zemin hazırlayan besinler


turşu
Hastalıktan korunmak istiyorsanız bu yiyecekleri tüketmemeye dikkat edin..

Kanserden korunmak için bu iki besinden kesinlikle uzak durun

Salamura, turşu, kömür ateşinde veya yağda kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı.

Kayseri Sağlık Müdürü Dr. Kadir Çetinkara, kanserden korunmak için turşu ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durulması ve C, A, E vitaminli sebze ve meyvelerin bol tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Erken tanı önemli
Kanserin vücutaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaları ile ortaya çıktığını, erken tanı ve tedavi yapılmazsa ölümle sonuçlandığını belirten Dr. Çetinkara, hastalıkta erken teşhisin hayat kurtarıcı nitelikte olduğunu vurguladı. Dr. Çetinkara, “Kanser, vücudun her hangi bir yerinde şişme sertlik, iyileşmeyen ya da iyileşmesi geciken yaralar, ben ve siğillerde büyüme ve renk değişiklikleri, yutma güçlüğü, rahim, makat ve ve vücudun değişik yerlerinde anormal kanama, uzun süre öksürük ve ses kısıklığı, idrar ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, nedeni açıklanamayan ateş ve zayıflama ile kendini belli eder. Ancak bu belirtiler her zaman kanser belirtisi değildir” dedi. Dr. Çetinkara, kanserden korunmanın yollarını ise şöyle sıraladı:

Kızartmalardan kaçınmada fayda var
“Aşırı Güneşten kaçınmalı, sigara ve alkollü içecekler tüketilmemeli, aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalınmamalı, posalı yiyecekler C, A, E vitaminli zengin sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri bol miktarda tüketilmeli. Salamura, turşu, kömür ateşinde veya yağda kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı, Kolestrol açısından fakir yiyecekler tüketilmeli.”

Grip, nezle ve soğuk algınlığını önlemenin yolları


Soğuk algınlığından korunmak için sık sık camları açın

Uzmanlar nezle olduğumuzda odalara kapanıp üst üste giyme alışkanlığımızdan vazgeçmemizi, açık havada dolaşıp yaşadığımız yerin camlarını sık sık açmamızı öneriyor. Bu şekilde camlar açılıp kapalı ortamlar havalandırılarak temiz havanın nezle virüslerini temizlediğini söylüyor uzmanlar.

Soğuk algınlığından korunmanın yolları nelerdir?
Soğuk algınlığı virüsü kapalı ve kalabalık alanlarda hızla yayılır. Açık havada ve havalandırması iyi olan ortamlarda bulunmak bu riski azaltıyor. Virüsler kapalı ortamlarda bulunduğundan havasız ortamlardan mutlaka korunmamız gerekiyor. Havalar soğuk olsa bile gün içinde çalıştığımız ve ya yaşadığımız yerin havalandırmamız gerekmektedir. Virüsler hastadan her yere bulabileceği için hijyen önemlidir. Sık sık ellerimizi sabunlu suyla yıkamak, sağlıklı bir korunma yoludur.

Bu hastalık en çok kimlerde görülür?
Soğuk algınlığı en çok yetişkinlerde ve çocuklarda görülen bir hastalıktır. Toplu taşıma araçları ve kapalı ortamlar bu virüsün yayılmasına yol açar.

Soğuk algınlığının başlıca belirtileri nelerdir?
Hastalık insan vücuduna 1-3 günde yerleşiyor. İlk belirti boğazda kaşıntı ve ağrıdır. Soğuk algınlığında aksırma, burun akıntısı ve boğaz ağrısı gibi belirtiler tipiktir.

Tedavi için antibiyotik kullanımı uygun mudur? 
Hayır! Antibiyotiklerin soğuk algınlığı tedavisinde yeri yoktur. Antibiyotikler, bakterilerin neden olduğu hastalıklarda kullanılır. Soğuk algınlığına ise virüsler neden olur. Gereksiz antibiyotik kullanımı maalesef tedaviye karşı dirençli bakterilerin gelişmesine neden olduğundan, sadece gerekli olduklarında kullanılmaları doğru olur.

Soğuk algınlığı, nezle ve grip arasındaki fark nedir? 
Grip ve soğuk algınlığı virüsleri farklı virüslerdir. Grip; yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı, halsizlik ve kas ağrıları ile seyreden akut bir virüs hastalığıdır. Ülkeler ve kıtalararası yaygınlaşma özelliğine sahip olan bir hastalık olarak ciddi akciğer hastalıklarına yol açabilir. Bu bağlamda, soğuk algınlığından ve diğer solunum sistemi hastalıklarından farklıdır. Grip ve soğuk algınlığı bulaşma şekilleri ve belirtileri yönünden ise benzerlik gösterir. Ancak gripte baş ağrısı, kas ağrıları ve ateş daha ön plandadır.

Soğuk algınlığının ilacı var mı? Soğuk algınlığına müdahale edilebilir mi?
Soğuk algınlığının bir ilacı yoktur. Çünkü soğuk algınlığı virüsü çok çeşitlidir ve sürekli özelliklerini değiştirir. Bu nedenle, soğuk algınlığını önleyecek bir aşı henüz geliştirilememiştir. Ancak, günümüzde hastalığın vücutta yayılmasını ve ilerlemesini engelleyen bir ürün geliştirilmiştir. Soğuk algınlığını başlarken bitiren bu nazal sprey, ilaç etkin maddesi içermez. Spreyin bileşimindeki mikro-jel, virüslerin vücutta ilk yerleştiği yer olan burun boşluğuna uygulanmakta ve ilk aşamada soğuk algınlığına neden olan virüsleri kaplamaktadır. Ardından pH'ı düşürerek virüsleri etkisiz hale getirmekte ve vücudun savunma mekanizmasına harekete geçmesi için zaman kazandırarak virüsün atılmasını sağlamaktadır. Tüm Türkiye'de eczanelerde satılan bu nazal sprey, soğuk algınlığının gelişimini önler, süresini kısaltır ve şiddetini azaltır.

Tuzlu Yemeyin



yemek
Mide kanserine davetiye çıkartmanın birinci yolu yiyecekler…
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Uğur Emre, ”Ne yazık ki mide kanserinin belirtileri, birçoğumuzun önemsemediği, üzerinde durmadığı basit şikayetler şeklindedir” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Emre, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mide kanserinin görülme sıklığı ve ölüme sebebiyet verme açısından tüm kanserler içinde ikinci sırada yer aldığını söyledi.

Mide kanserinin, düşük sosyoekonomik düzeyli, aşırı tuzlu, doğrudan ateşe maruz bırakılmış yiyeceklerle beslenen, maden, kimyasal işinde çalışan ve sigara içen kişilerde daha çok görüldüğünü bildiren Yrd. Doç. Dr. Emre, bu hastalığın tedavisi ve hastalıksız hayatta kalım süresini etkileyen en önemli noktanın erken teşhis olduğunu belirtti.

-”MİDE KANSERİNİN BELİRTİLERİ ÖNEMSENMİYOR”-
Mide kanserinin belirtilerinin çok fazla önemsenmediğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emre, şunları kaydetti:

”Kanserin geç evrede tespiti, tedavinin başarısını azaltmaktadır. Ne yazık ki mide kanserinin belirtileri, birçoğumuzun önemsemediği, üzerinde durmadığı basit şikayetler şeklindedir. Tespit edilecek mide kanseri, vakit kaybı döneminde ilerlediğinden tedavisi zor aşamalara gelmektedir. Mide kanserinin ileri dönemlerinde en sık görülen bulguları kilo kaybı, erken doyma ve kusmadır.”

-”MUTLAKA ENDOSKOPİK KONTROL YAPILMALI”-
Tedaviye rağmen düzelmeyen mide rahatsızlıklarında sık sık ilaç değiştirmek yerine mutlaka endoskopik kontrol yapılması gerektiğine dikkati çeken Yrd. Doç. Dr. Emre, şöyle devam etti:

”Ama ne yazık ki birçok hastaya şiddetle önerilmesine rağmen tetkikin zor olduğu düşüncesi veya işin önemini tam anlayamadığından endoskopik incelemeden kaçmaktadır.

Halbuki bugünkü imkanlarla hastalar hiç hissetmeden inceleme yapılabilmekte ve oldukça kısa sürede tamamlanabilmektedir. Mide kanserinde cerrahi kaçınılmazdır. Erken teşhis edilmiş, henüz midenin iç yüzeyinde sınırlı kanserlerde endoskopik olarak tümör çıkarılabilmekte, diğer durumlarda da laparoskopik ve açık yöntemlerle ameliyat yapılabilmektedir.”

Yrd. Doç. Dr. Emre, mide kanseri nedeniyle ameliyat edilen, kısmen ya da tamamen mideleri alınan hastaların operasyon sonrasında belli bir adaptasyon döneminin ardından yeme içme işlevlerini sorunsuz yerine getirdiğini sözlerine ekledi.

Diyabetlilere özel ayakkabı


Ayakkabı yüzünden büyük sıkıntı yaşayan şeker hastalarının derdine çare bulundu
ayakkabı
Konyalı bir firma diyabet hastalarına özel ayakkabı üretti. Konya’da kurulu bir ayakkabı firmasının sahibi Recep Yıldız, erkek ve kadın ayakkabısı üzerine üretim yaptıklarını, bir süre önce yaz aylarında terlemeyi önleyen klimalı ayakkabıları piyasaya sürdüklerini söyledi.

Şeker hastalarının ayakkabı yüzünden büyük sorun yaşadığını öğrendiklerini ve bu yönde araştırma yaptıklarını vurgulayan Yıldız, ”Diyabetliler, tırnak batması ve ayaklarında oluşan yaralar yüzünden sıkıntı yaşıyor. Şeker hastası oldukları için bu yaralar kolay kolay iyileşmiyor” dedi.

Şeker hastaları ve sağlıkçılar ile yaptıkları görüşmeler ve Ar-Ge çalışmaları sonucunda diyabetlilere yönelik özel ayakkabı ürettiklerini ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:

”Ayakkabıda içinde ve dışında natürel deri ve bu deri arasında ısı koruyucu, yumuşaklık, rahatlık veren şok emici özelliğe sahip akıllı sünger kullanılmıştır. Bu özelliği ile ayakkabı, ülsere yol açan kötü huylu nasır, mantar oluşumunu, tırnak batmaları sonucu oluşacak rahatsızlıkları önlüyor. Uzun süre ayakta kalmaya bağlı olarak adale, kas ağrılarını ve varis oluşumunu engelliyor. Damar bozuklukları yüzünden meydana gelen ayak şişmelerinde kılcal damar tıkanmalarını önlüyor. Kan dolaşımı rahatsızlığı yüzünden ayak üşümelerine karşı iyi geliyor.”

Ayakkabılarının sağlıkçılardan da olumlu not aldığını dile getiren Yıldız, ”Ayakkabı piyasaya sürdüğümüzden bu yana yeni olmasına rağmen iyi talep görüyor. Bu ürünümüzün de önümüzdeki dönemde çok büyük ilgi görecek” dedi.

AA

Radyo frekans dalgaları ile ağrılara sonra


Boyun, omuz ve bel ağrıları radyo frekans dalgaları ile tedavi edilebiliyor
bel ağrısı
Boyun, omuz, kol ve bel ağrıları radyo frekans dalgaları tedavisi ile son bulacak. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji (Ağrı) Bilim Dalı’nda her türlü ağrı, özellikle de boyun,omuz, kol ve bel ağrılarında radyo frekans dalgaları ile sinir ve dokulara zarar vermeden ağrı tedavisi gerçekleştiriliyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji (ağrı) Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Yegül, ANKA’ya yaptığı açıklamada, tedavinin başarı şansının yüzde 80 olduğunu söyleyerek “Uygulama esnasında hasta ağrı duymadığı gibi, doku hasarı söz konusu olmamaktadır” dedi. Bu yöntemin vücuttaki tüm sinirler üzerinde uygulanabileceğini belirten Prof.Dr. Yegül, “Uygulama esnasında hasta ağrı duymadığı gibi, doku hasarı söz konusu olmamaktadır. Söz konusu yöntemde radyo dalgaları ile elektrotun ucunda manyetik alan oluşturulmakta ve bu sayede ağrı iletimi değiştirilmektedir” dedi.

BAŞARI ŞANSI YÜZDE 80
Prof. Dr. Yegül, uygulama ile vücutta ağrı iletiminde rol oynayan hormonların 3 hafta içinde artış gösterdiğini bu sayede hastaların ağrıyı algılanmasının engellendiğini kaydederek, “Tedavinin etkinliği 3 hafta içinde maksimum düzeye çıkıyor.

Uygulama sonrasında elde edilen fayda uzun süre devam etmekte. Ancak gerektiğinde yöntem yeniden tekrarlanabilmekte” diye konuştu. Bu yöntemin tüm periferik sinirlere uygulanabildiğini açıklayan Prof.Dr.Yegül, “Kliniğimizde haftada en az 20 hastaya bu uygulamayı gerçekleştiriyoruz. Tedavinin başarı şansı yüzde 80′nin üzerinde” dedi.

ANKA

eXTReMe Tracker
iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış