| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar arşiv 04.2008 Other entries in 2008-04 resimler , videolar

Yağlanmayı süt ve yoğurtla önleyin


Diyetteyseniz bu besinleri ihmal etmeyin…

Yapılan araştırmalar diyette süt ve yoğurt tüketmenin yağ yakımını artırdığını, yağlanmayı engellediğini gösteriyor. Kemik sağlığı için de bu besinleri tüketmek şart.

Kilo vermek için iyi yollardan biri de ne yediğini deftere yazmak. Böylece sandığınızdan daha fazla şey yediğinizi görecek, kendinizi daha kolay frenleyeceksiniz. Diyetisyen Selma Önelge Gür, kilonun sorumlusu olarak gösterilen ekmeğin diyetten çıkarılmaması gerektiğini belirterek, “Her gün 30 dakika aktif olacağınız bir hobi belirleyin ve yapın” önerisinde bulunuyor. Önelge’nin diğer önerileri ise şöyle:

Besinleri iyi tanıyın: Doğada 40 binden fazla besin var ve bu besinler, birbirine benzer yönleri göz önüne alarak altı grupta toplanır. Bunlar, tahıllar (ekmek, pilav, çorba, bisküvi, kestane, patates, kuru baklagiller vb.), et ve türevleri (kırmızı et, balık, tavuk, hindi, peynir, yumurta vb.), sebzeler (yeşil, kırmızı, mor, turuncu vb.), meyveler, yağlar (zeytin, ceviz, fındık, sıvı yağlar) ve şekerlerdir.
Kilo vermeye çalışmak, tatsız tuzsuz yiyeceklerle beslenmek, hamur işinden, tatlıdan uzak durmak demek değildir. Sağlıklı zayıflama programlarında yasak yoktur. Önemli olan hangi yiyeceği neyin yerine, ne kadar yenebileceğine karar verebilmektir. Bu bilinç besin gruplarını tanımakla oluşur. Bunun için şu kurallara dikkat edin:

Çeşitlilik ve denge yaratın: Bir öğünde bütün besin gruplarından en az bir porsiyon da olsa bulundurulmalı. Örneğin öğle yemeğinde yiyeceğiniz ‘1 kâse çorba, 1 tabak etli sebze yemeği ve yoğurt’ hemen her gruptan besin almanızı sağlar.

Ölçülü olun: Bir tencere sebze yemeğine iki yemek kaşığı sıvı yağ koyun. Yemekte mesela iki dilim ekmek yiyin (bölerek yediğiniz ekmeğin ölçüsünü bilemezsiniz).

Yediklerinizi kaydedin: Yemek yedikten sonra ajandanıza hangi saatte, ne yediğinizi ve ne kadar yediğinizi yazın. Her yediğinizi düzenli olarak kaydedin. Gün sonunda kendinizi değerlendirin. Birçok kişi “Çok yemiyorum ama neden kilo alıyorum?” sorusunu sorar. Oysa üç gün yediklerini kaydettikten sonra cevabı nedense kendileri verirler.

Fiziksel ativitenizi artırın: Günlük 30 dakika aktif olacağınız bir hobi edinilmesi yaşamı daha keyifli kılar. Örneğin markete yürüyerek gitmek, dans etmek, bisiklete binmek, yüzmek, köpek gezdirmek… Bu öneriler de arttırılabilir ama herkes kendi aktivitesini zevk aldığı şeylerden seçebilir.

Aç kalmayın: Eğer öğün atlıyorsanız, kahvaltı etmiyorsanız ve geçiştirmelerle öğününüzü unutuyorsanız bunu bugün bırakın, günde üç ana öğün ve üç ara öğün tüketin.

Günde iki-üç litre su için: İnsan vücudunun yüzde 60-70′i sudur. Bol çay ve kahve içerek su ihtiyacı karşılanmaz. Zayıflama çayları sadece su kaybettirir. Böylece zaıfladığınızı düşünürsünüz. Vücut kaybettiği sıvıyı yerine koyduğunda kilolar geri alınır. Meydana gelen bağırsak tembelliği de cabası. Uzun dönemli zayıflama çayları kullanımı, bazı kronik bağırsak hastalıklarına yol açabilir.

Süt ve yoğurdu ihmal etmeyin: Yapılan araştırmalar diyetle yeterli kalsiyum alındığında yağ yakımının arttığını ve yağlanmanın engellendiğini ortaya koyuyor. Hem kemik ve eklem sağlığınız hem de kilo kontrolünüz için yağı alınmış süt ve ürünlerini diyetinizden eksik etmeyin.

Ekmeği diyetten çıkarmayın: Ekmek tek başına şişmanlığın nedeni değildir. Zayıflama programlarında yeterince ekmek seçenekleri bulunmuyorsa sağlıklı kilo veremezsiniz. Rafine edilmiş undan üretilen beyaz ekmek sadece boş enerji verir.
Lif oranı yüksek zengin ekmek çeşitleri size kronik hastalıklara karşı korunmada destek sağlar.

Alıntı: Hatice Yaşar/Radikal

3 kişiden biri hipertansiyondan çekiyor


Hipertansiyonu düzensiz beslenme, stres, alkol ve sigara kullanımı tetikliyor

Türkiye’de her 3 yetişkinden birinde görülen hipertansiyon hastalığının, farkına varılmaması halinde kalp rahatsızlıkları başta olmak üzere, felç, görme bozukluğu, böbrek yetmezliği, damar sertliği gibi birçok hastalığa zemin hazırladığı bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Karayaylalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kan basıncının normalin üzerinde seyretmesiyle ortaya çıkan hipertansiyonun, ölümcül bir hastalık olduğunu söyledi.

Türkiye’de 15 milyon kişinin hipertansiyon hastası olduğunu bildiren Prof. Dr. Karayaylalı, 18 yaşını doldurmuş her 3 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ifade etti.

Şişmanlık, tuz, alkol ve sigara tüketimi ya da stres gibi faktörlerin yanı sıra yaş, cinsiyet ve ailesel yatkınlık gibi faktörler nedeniyle de
hipertansiyonun ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Karayaylalı, şöyle dedi:

”Hastalık hiç bulgu vermeden aniden ortaya çıktığı ve ölümcül olduğu için, ’sessiz katil’ diye adlandırılıyor. Farkına varılmaz ve tedavi
edilmezse kalp rahatsızlıkları başta olmak üzere, felç, görme bozukluğu,böbrek yetmezliği, damar sertliği gibi birçok hastalığa neden oluyor.”

Prof. Dr. Karayaylalı, önemli bir halk sağlığı problemi olan hipertansiyonun, diğer hastalıklara yol açmadan engellenmesi gerektiğini
belirterek, şunları kaydetti:

”Düzensiz beslenme, stres, sigara ve alkol tüketimi ile aşırı tuz kullanımı hipertansiyonu tetikliyor. Önceki yıllarda 50-60 yaş arası
görülen hastalık şimdi 18′li yaşlara kadar, hatta yeni doğan bebeklerde bile görülebiliyor. Prof. Dr. İbrahim Karayaylalı ve birçok ürün toplumda hipertansiyonlu sayısını artırıyor.”

-”TANSİYONUNUZU MUTLAKA ÖLÇTÜRÜN”-

Prof. Dr. Karayaylalı, hipertansiyonun yaygın ve öldürücü bir hastalık olmasına rağmen tanısının çok kolay olduğunu ve tedavisinin
yapılabildiğini, tansiyon aleti ile hastalığın öğrenilebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Karayaylalı, hastalığın en belirgin özelliğinin ise baş
dönmesi, kalpte çarpıntı, göğüs sıkışması, göz kararması, burun kanaması olduğunu söyledi.

Kendini sağlıklı hisseden herkesin yılda mutlaka bir veya iki kez tansiyonunu ölçtürmesi gerektiğini bildiren Prof. Dr. Karayaylalı,”Normal tansiyon değerleri 120′ye 80 milimetre civa basıncıdır. Halk deyimi ile 12′ye 8 olan değer, 14′e 9′u bulur ve geçerse tehlikeli boyuttadır. 16′ya 10′u bulursa daha ciddi boyuttadır, 18′e 11 ise korkunçtur” dedi.

İştahınıza hakim olamıyorsanız bunları yapın.


Atıştırma krizine giriyor musunuz? Bu öneriler tam size göre.

Diyetin en zor kısmı canınızın bir şeyler çektiği zamanlar. Eğer siz de iştahınıza hakim olamıyor, sürekli bir şeyler yeme arzusu duyuyorsanız Diyetisyen Yasemin Batmaca’nın önerilerine kulak verin.

ATIŞTIRMA KRİZLERİNDEN KURTULUN
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli bir tokluk hissi sağlıyor.

ÇİĞNEYEREK YİYİN
Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj!

TAT ALMA DUYUNUZU UYANDIRIN
Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmek, daha az miktarlarla yetinmeyi sağlıyor. Sürekli aynı yemeği yemek de, özellikle tadı hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın iptal olmasına yol açıyor. Ve bu nedenle de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

BOL BOL SU İÇİN
Su içmek kendinizi tok hissetmeniz açısından önemli. Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderiyor. Bol su içmek, bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi engelleyecektir.

GÜÇ GEREKTİREN EGZERSİZLER YAPIN
Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durum da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına neden oluyor. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce egzersiz yapmak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

YEME İSTEĞİ BEYİNDE BAŞLIYOR
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize neden olan kimyasal maddeler salgılıyor. Bunun sonucu doğal olarak biz de yeme gereği hissediyoruz. Ancak beynimizin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol ediyor. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca nedeni bu. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna neden olabiliyor. Örneğin, yemek sonrasında canınız tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden çekiyorsa, bunun nedeni kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir. Eğer bunu aklınızdan çıkarmazsanız, tokken yediğiniz yemek miktarını en aza indirmiş olursunuz.

Bugün

Yalnız başınıza kalp krizi geçirdiğinizde neler yapmalısınız?


YANLIZ BAŞINIZA KALP KRİZİ GEÇİRDİĞİNİZDE NE YAPMALISINIZ ?

Kalp  krizi  sırasında  kişinin  kendi  kendine  yapacağı  yardım  hayat  kurtarıyor.

- Diyelim ki saat 18:15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla yalnız  başınıza eve dönüyorsunuz.. 

-Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve  çileden  çıktığınız bir günündesiniz. 

- Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve  çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı hissediyorsunuz. 

 -Evinize en  yakın  hastaneden sadece 10 km uzaklıktasınız, fakat o mesafeye bile ulaşıp  ulaşamayacağınızdan emin değilsiniz. 

-Ne yapabilirsiniz?

- Kalp masajı  konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten şahıs,  muhtemelen  bu  masajı kendi kendinize nasıl  yapabileceğinizi öğretmedi...

- Son  zamanlarda  bir  sürü insan kalp krizine yalnız başınayken yakalanmaktadır. 

- Yardım  olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık hisseden bir  insanın  bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi vardır. 

- Bu durumda kalan  şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek  yardımcı  olabilirler. 

- Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük  sanki  göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun  olmalıdır.

- Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal ritmine  geri  dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak  şekilde devam  etmelidir.

- Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük  hareketi kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki  sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de  yardımcı  olur. 

- Bu şekilde, kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir  hastaneye  ulaştırabilir.

Rochester  General  Hastanesi’nin    “AND  THE  BEAT  GOES  ON.”  Adlı  bülteninden alıntı ve çeviridir.

Dünyada her yıl bir milyon kişi sıtma nedeniyle hayatını kaybediyor


Her 30 saniyede bir çocuğun ölümüne neden olan sıtma, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen halen Afrika’nın en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Her yıl bir milyon kişiyi öldüren sıtmayla dünya çapında mücadeleye dikkat çekmek için kutlanan 25 Nisan Dünya Sıtma Günü nedeniyle, hastalıkla ilgili ilaç yardımlarını aralıksız sürdüren Novartis, Afrika ve salgın hastalığın etkisi altındaki diğer bölgelere maliyeti üzerinden sıtma ilacı satışı gerçekleştiriyor.

Novartis, 2001 yılından günümüze dek 40 ayrı ülkeye aynı yöntemle yardım yaparak, 160 milyon tedavi dozu ile toplam 450 bin kadar hastanın hayatını kurtardı. Bu hastaların yüzde 70’ini bebek ve çocuklar oluşturdu.

Yenilikçi ilaçlar geliştiren Novartis, özellikle küçük çocuklar ve bebeklere yönelik olarak, mevcut sıtma ilacının yeni bir formülasyonunu geliştiriyor. 2008 yılının ikinci yarısında piyasaya sunulacak olan ilaçla sıtma tedavisinde yüzde 96 başarı bekleniyor. Yeni ürün dünya çapında sıtma ile mücadelede önemli bir kilometre taşı olacak.

Diş çürümesi ve önlemenin yolları


Diş çürümesi
Çürük Nedir ve Çürüğe Neler Sebep Olur?

Pek çok insanı mutlaka hayatlarının bir döneminde farklı seviyelerde etkileyen, önlenebilir minör bir hastalıktır. Aldığımız gıdalar (şekerli, unlu, nişastalı besinler, süt, meyve suları, kolalı içecekler, meyve ve sebzeler vb) tüketilirken dişlerimizin üzerinde bir miktar artık bırakırlar. Özellikle nişastalı ve şekerli gıdaların artıkları ağzımızda doğal olarak bulunan bakteriler tarafından aside dönüştürülür. Bu asit ise zaman içerisinde dişin dış yüzeyini kaplayan koruyucu mine tabakasını eriterek (demineralizasyon) dişi zayıflatır ve çürüğün başlamasına sebep olur.

Çürük Nasıl Önlenir?

Dişlerin üzerindeki gıda artıklarının ve bakterilerden meydana gelen ( plak ) tabakanın ürettiği asitler bazen sadece tükürük tarafından nötralize edilebilir. Bu nedenle şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmanız faydalıdır. Fakat çoğu zaman tükürük çürüklerle tek başına mücadele edemez.

Çürüklerle mücadele etmenin en iyi yolu düzenli diş fırçası ve diş ipi kullanımıdır. Minenin zayıfladığı fakat daha çürüğün oluşmadığı durumlarda florid uygulamaları da mineyi tekrar kuvvetlendirerek remineralizasyonu sağlamaktadır.

Eğer dişhekiminiz çürüğe eğiliminiz olduğunu düşünüyorsa size florlu macunlar, gargaralar önerecek bu riskinizi düşürmeye çalışacaktır.

Çocuklarda kullanılan ve ‘sealent’ denilen koruyucu cilalar da çürüğü engellemede önemli bir yer tutmaktadır.

Kimler çürüğe daha eğilimlidir?

İçme suları florlanmayan ve beslenmesi daha çok unlu, şekerli, nişastalı gıdalara dayanan ülkemizin insanları çürük açısından ciddi bir risk altındadır. Ağzında çok miktarda dolgu ve protez olanlarda, (özellikle bunlar çok mükemmel yapılmamışsa) bakterilerin ve gıdaların tutunabileceği daha çok girinti oluşacağından çürüğe daha eğilimlidir. Çocuklar ve yaşlılar en çok kavite oluşma ihtimali olan iki gruptur.


Dişlerimi Çürükten Nasıl Korurum?

Şekerli ve nişastalı gıda alımını özellikle öğün aralarında tamamen durdurun.

Her öğünden sonra dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin. Çürükler çoğu zaman temizlenmesi daha zor olan diş aralarında başlar.

Doğru diş fırçalamayı ve ip kullanmayı öğrenin.

Altı ayda bir dişhekiminize giderek dişlerinizi kontrol ettirin ve hekiminizin tavsiyelerine harfiyen uyun

Zatürre kalp zarında iltihap yapıyor


Zatürrenin, kalp zarında iltihaba yol açtığı belirtildi. 

Göğüs Hastalıkları uzmanları, uzayan öksürük ve hafif ateş ile ortaya çıkan atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini belirterek, bazen kalp zarında iltihaba bile neden olabileceğini söyledi. Uzmanlar, akciğer dokusunun iltihaplanması olarak bilinen zatürrenin tipik ve atipik türlerinin sık görüldüğünü belirtti. Atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğinin altını çizen doktorlar, uzayan öksürük, hafif ateş ile ortaya çıktığını, bazen kalp zarında iltihaba bile neden olabildiğini belirtiyorlar. Atipik zatürrenin belirtileri arasında uzayan öksürük, hafif ateş, baş ağrısı ve eklem ağrılarının olabildiği ve bu zatürre tipinin kulak zarında iltihaba, kalp zarında sıvı toplanmasına, böbrek ve karaciğer sorunları ile sinir sisteminde etki edecek menenjit tarzı sorunlara da neden olabileceği vurgulanıyor.

Göğüs ağrısı


Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.

Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...

Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir

"Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.

Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.

Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı

Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.

Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.

Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.

Ağrının özellikleri

Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.

Efor göğüs ağrısı

Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.

Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.

İstirahat göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.

Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.

Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.

By-pass


By-pass yeterli beslenemeyen kalp adalesine köprü damarlar vasıtası ile sağlam damarlardan kan akıtma usûlü. Kolesterol ve yağlardan, lipoprotein bakımından zengin gıdâlarla beslenmek ve çok yemek; hareketsizlik, tembel hayat, stres, yüksek tansiyon, sigara içmek ve şeker hastalığı sebebiyle kalb atardamarlarının (koroner arterlerin) daralması veya tam tıkanması sonucu o damarın beslediği kalp adalesine yeterli kan akımı sağlanamaz. Bu da koroner yetmezliğine; eğer adale hiç beslenmezse enfarktüse yol açar. Yâni kalp adalesi o yörede yeterli beslenemez veya ölür. Kalp adalesini korumak için by- pass yapılır.

By-pass, tıkalı bir damarın uç kısmına şu veya bu damarı kullanarak yeni kan akımını sağlamaktır. Bu yeni kan akımı, hastaların fazla çalıştığı zaman artan kan akımı ihtiyaçlarını bile karşılayabildiği için, ameliyattan sonra hastalar ağrı olmadan günlük hayatlarını geçirir, hattâ ekzersiz yapabilirler. Ancak by-pass, ölü kalp adalesini besleyemez, onun çevresinde hâlâ canlı ama beslenmesi sınırlı olan bölgeleri besler.

By-pass yapılınca kalp yenilenmiş olmaz. Çünkü hasta bölge, yâni enfarktüslü bölge yerinde durmaktadır. O bölgede kalp kasılması ya azalmıştır, ya durmuştur veya ters çalışma göstermektedir. By-pass bu bozukluğu tamâmen düzeltemez. Bâzı hastalarda kısmen faydalı olabilir. Aynı zamanda damar sertliği, ilerleyici bir hastalıktır. By-pass bu hastalığın ilerlemesini önleyemez. Damar sertliğinin ilerleyici karakterini değiştirmek, ancak risk faktörlerini azaltmakla mümkün olur. (Bkz. Atardamar Sertliği)

By-passın hastalara sağladığı en önemli şey, kaliteli ve ağrısız hayattır. By-pass yapılmadan önce koroner anjiografi denilen, kalp damarlarının filminin çekilmesi ve tıkanan damarın ortaya koyulması, ayrıca sol karıncığın yeterlik durumunun tetkik edilmesi gerekir. (Bkz. Angiografi)

Kan Kolestrol Düzeylerini Etkileyen Risk Faktörler


Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.

Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.


Yağlı Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.


Hareketsiz yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

Aşırı Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.

Sigara. Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.


Aşırı Alkol Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.


Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.


Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.


Uzun Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.


Stres. Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.
eXTReMe Tracker
iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış