Yazılar
Atıştırma krizine giriyor musunuz? Bu öneriler tam size göre.
Diyetin en zor kısmı canınızın bir şeyler çektiği zamanlar. Eğer siz de iştahınıza hakim olamıyor, sürekli bir şeyler yeme arzusu duyuyorsanız Diyetisyen Yasemin Batmaca’nın önerilerine kulak verin.
ATIŞTIRMA KRİZLERİNDEN KURTULUN
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın
kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada bir
şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar
az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı
karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha
uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun
süreli bir tokluk hissi sağlıyor.
ÇİĞNEYEREK YİYİN
Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren
besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Üstelik bu
şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu
anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla
yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir
avantaj!
TAT ALMA DUYUNUZU UYANDIRIN
Yapılan araştırmalara göre, tat
alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmek, daha az miktarlarla
yetinmeyi sağlıyor. Sürekli aynı yemeği yemek de, özellikle tadı
hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın iptal
olmasına yol açıyor. Ve bu nedenle de kendinizi sanki hiç yemek yememiş
gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi
taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.
BOL BOL SU İÇİN
Su
içmek kendinizi tok hissetmeniz açısından önemli. Ayrıca vücudunuz
susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller
gönderiyor. Bol su içmek, bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe
yönelmenizi engelleyecektir.
GÜÇ GEREKTİREN EGZERSİZLER YAPIN
Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut
ısınız artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durum da
egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına
neden oluyor. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce
egzersiz yapmak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor
yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün
atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de
bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.
YEME İSTEĞİ BEYİNDE BAŞLIYOR
Beyin,
vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize neden olan kimyasal maddeler salgılıyor. Bunun sonucu doğal olarak biz de
yeme gereği hissediyoruz. Ancak beynimizin bu kimyasal maddeleri
salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol ediyor. İşte,
sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına
koşmamızın başlıca nedeni bu. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya
görüntüsü de açlık duygusuna neden olabiliyor. Örneğin, yemek
sonrasında canınız tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden
çekiyorsa, bunun nedeni kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan
yeme isteğinizdir. Eğer bunu aklınızdan çıkarmazsanız, tokken yediğiniz
yemek miktarını en aza indirmiş olursunuz.
Bugün
25 Nisan 2008
19:05 |
rhomantic |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
YANLIZ BAŞINIZA KALP KRİZİ GEÇİRDİĞİNİZDE NE YAPMALISINIZ ?
Kalp krizi sırasında kişinin kendi kendine yapacağı yardım hayat kurtarıyor.
- Diyelim ki saat 18:15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla yalnız başınıza eve dönüyorsunuz..
-Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve çileden çıktığınız bir günündesiniz.
- Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı hissediyorsunuz.
-Evinize en yakın hastaneden sadece 10 km uzaklıktasınız, fakat o mesafeye bile ulaşıp ulaşamayacağınızdan emin değilsiniz.
-Ne yapabilirsiniz?
- Kalp masajı konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten
şahıs, muhtemelen bu masajı kendi kendinize nasıl yapabileceğinizi
öğretmedi...
- Son zamanlarda bir sürü insan kalp krizine yalnız başınayken yakalanmaktadır.
- Yardım olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık
hisseden bir insanın bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi
vardır.
- Bu durumda kalan şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek yardımcı olabilirler.
- Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük sanki
göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun
olmalıdır.
- Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal
ritmine geri dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak
şekilde devam etmelidir.
- Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük
hareketi kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki
sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de
yardımcı olur.
- Bu şekilde, kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir hastaneye ulaştırabilir.
Rochester General Hastanesi’nin “AND THE BEAT GOES ON.” Adlı bülteninden alıntı ve çeviridir.
23 Nisan 2008
19:00 |
rhomantic |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
Her 30 saniyede bir çocuğun ölümüne neden olan sıtma, önlenebilir bir
hastalık olmasına rağmen halen Afrika’nın en önemli sağlık
sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Her yıl bir milyon kişiyi
öldüren sıtmayla dünya çapında mücadeleye dikkat çekmek için kutlanan
25 Nisan Dünya Sıtma Günü nedeniyle, hastalıkla ilgili ilaç
yardımlarını aralıksız sürdüren Novartis, Afrika ve salgın hastalığın
etkisi altındaki diğer bölgelere maliyeti üzerinden sıtma ilacı satışı
gerçekleştiriyor.
Novartis, 2001 yılından günümüze dek 40 ayrı ülkeye aynı yöntemle
yardım yaparak, 160 milyon tedavi dozu ile toplam 450 bin kadar
hastanın hayatını kurtardı. Bu hastaların yüzde 70’ini bebek ve
çocuklar oluşturdu.
Yenilikçi ilaçlar geliştiren Novartis, özellikle küçük çocuklar ve
bebeklere yönelik olarak, mevcut sıtma ilacının yeni bir formülasyonunu
geliştiriyor. 2008 yılının ikinci yarısında piyasaya sunulacak olan
ilaçla sıtma tedavisinde yüzde 96 başarı bekleniyor. Yeni ürün dünya
çapında sıtma ile mücadelede önemli bir kilometre taşı olacak.
Diş çürümesi
Çürük Nedir ve Çürüğe Neler Sebep Olur?
Pek
çok insanı mutlaka hayatlarının bir döneminde farklı seviyelerde
etkileyen, önlenebilir minör bir hastalıktır. Aldığımız gıdalar
(şekerli, unlu, nişastalı besinler, süt, meyve suları, kolalı
içecekler, meyve ve sebzeler vb) tüketilirken dişlerimizin üzerinde bir
miktar artık bırakırlar. Özellikle nişastalı ve şekerli gıdaların
artıkları ağzımızda doğal olarak bulunan bakteriler tarafından aside
dönüştürülür. Bu asit ise zaman içerisinde dişin dış yüzeyini kaplayan
koruyucu mine tabakasını eriterek (demineralizasyon) dişi zayıflatır ve
çürüğün başlamasına sebep olur.
Çürük Nasıl Önlenir?
Dişlerin
üzerindeki gıda artıklarının ve bakterilerden meydana gelen ( plak ) tabakanın
ürettiği asitler bazen sadece tükürük tarafından nötralize edilebilir.
Bu nedenle şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmanız
faydalıdır. Fakat çoğu zaman tükürük çürüklerle tek başına mücadele
edemez.
Çürüklerle mücadele etmenin en iyi yolu düzenli diş
fırçası ve diş ipi kullanımıdır. Minenin zayıfladığı fakat daha çürüğün
oluşmadığı durumlarda florid uygulamaları da mineyi tekrar
kuvvetlendirerek remineralizasyonu sağlamaktadır.
Eğer
dişhekiminiz çürüğe eğiliminiz olduğunu düşünüyorsa size florlu
macunlar, gargaralar önerecek bu riskinizi düşürmeye çalışacaktır.
Çocuklarda kullanılan ve ‘sealent’ denilen koruyucu cilalar da çürüğü engellemede önemli bir yer tutmaktadır.
Kimler çürüğe daha eğilimlidir?
İçme
suları florlanmayan ve beslenmesi daha çok unlu, şekerli, nişastalı
gıdalara dayanan ülkemizin insanları çürük açısından ciddi bir risk
altındadır. Ağzında çok miktarda dolgu ve protez olanlarda, (özellikle
bunlar çok mükemmel yapılmamışsa) bakterilerin ve gıdaların
tutunabileceği daha çok girinti oluşacağından çürüğe daha eğilimlidir.
Çocuklar ve yaşlılar en çok kavite oluşma ihtimali olan iki gruptur.
Dişlerimi Çürükten Nasıl Korurum?
Şekerli ve nişastalı gıda alımını özellikle öğün aralarında tamamen durdurun.
Her
öğünden sonra dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin.
Çürükler çoğu zaman temizlenmesi daha zor olan diş aralarında başlar.
Doğru diş fırçalamayı ve ip kullanmayı öğrenin.
Altı ayda bir dişhekiminize giderek dişlerinizi kontrol ettirin ve hekiminizin tavsiyelerine harfiyen uyun
20 Nisan 2008
12:35 |
rhomantic |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
Zatürrenin, kalp zarında iltihaba yol açtığı belirtildi.
Göğüs Hastalıkları uzmanları, uzayan öksürük ve hafif ateş ile
ortaya çıkan atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla
karıştırılabildiğini belirterek, bazen kalp zarında iltihaba bile neden
olabileceğini söyledi. Uzmanlar, akciğer dokusunun iltihaplanması
olarak bilinen zatürrenin tipik ve atipik türlerinin sık görüldüğünü
belirtti. Atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla
karıştırılabildiğinin altını çizen doktorlar, uzayan öksürük, hafif
ateş ile ortaya çıktığını, bazen kalp zarında iltihaba bile neden
olabildiğini belirtiyorlar. Atipik zatürrenin belirtileri arasında
uzayan öksürük, hafif ateş, baş ağrısı ve eklem ağrılarının olabildiği
ve bu zatürre tipinin kulak zarında iltihaba, kalp zarında sıvı
toplanmasına, böbrek ve karaciğer sorunları ile sinir sisteminde etki
edecek menenjit tarzı sorunlara da neden olabileceği vurgulanıyor.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk
nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük
bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar.
En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili
şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.
Göğsünüz mü
ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var?
Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp
hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve
herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi,
bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık
yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına
değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var
mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız
için...
Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir
"Psikolojik
sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek
borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs
ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler
ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli
belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi
önemlidir.
Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu
oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların
daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.
Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı
Herşeyden
önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı
olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan
şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.
Kalbe
ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve
yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi
olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen
bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol
tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz
bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10
dakika dinlenmekle geçer.
Uzun süren (saatlerce) göğüs
ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir.
Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.
Ağrının özellikleri
Kalp
ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol
tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol
taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha
az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen
başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp
göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.
Efor göğüs ağrısı
Efor
ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp
kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir.
Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak
havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca
oluşabilir.
Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle
geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs
ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak
eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan
uyandırma şeklinde olabilir.
İstirahat göğüs ağrısı
Göğüs
ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı
ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa,
koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi
başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber
verir.
Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir.
Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok
kolay çözümlenebilmektedir.
Risk faktörleri fazlaysa ve
göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran
"Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili
mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve
diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.
18 Nisan 2008
12:43 |
rhomantic |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
by pass
By-pass yeterli beslenemeyen kalp adalesine köprü
damarlar vasıtası ile sağlam damarlardan kan akıtma usûlü. Kolesterol ve
yağlardan, lipoprotein bakımından zengin gıdâlarla beslenmek ve çok
yemek; hareketsizlik, tembel hayat, stres, yüksek tansiyon, sigara
içmek ve şeker hastalığı sebebiyle kalb atardamarlarının (koroner
arterlerin) daralması veya tam tıkanması sonucu o damarın beslediği
kalp adalesine yeterli kan akımı sağlanamaz. Bu da koroner
yetmezliğine; eğer adale hiç beslenmezse enfarktüse yol açar. Yâni kalp
adalesi o yörede yeterli beslenemez veya ölür. Kalp adalesini korumak
için by- pass yapılır.
By-pass, tıkalı bir damarın uç kısmına
şu veya bu damarı kullanarak yeni kan akımını sağlamaktır. Bu yeni kan
akımı, hastaların fazla çalıştığı zaman artan kan akımı ihtiyaçlarını
bile karşılayabildiği için, ameliyattan sonra hastalar ağrı olmadan
günlük hayatlarını geçirir, hattâ ekzersiz yapabilirler. Ancak by-pass,
ölü kalp adalesini besleyemez, onun çevresinde hâlâ canlı ama
beslenmesi sınırlı olan bölgeleri besler.
By-pass yapılınca
kalp yenilenmiş olmaz. Çünkü hasta bölge, yâni enfarktüslü bölge
yerinde durmaktadır. O bölgede kalp kasılması ya azalmıştır, ya
durmuştur veya ters çalışma göstermektedir. By-pass bu bozukluğu
tamâmen düzeltemez. Bâzı hastalarda kısmen faydalı olabilir. Aynı
zamanda damar sertliği, ilerleyici bir hastalıktır. By-pass bu
hastalığın ilerlemesini önleyemez. Damar sertliğinin ilerleyici
karakterini değiştirmek, ancak risk faktörlerini azaltmakla mümkün
olur. (Bkz. Atardamar Sertliği)
By-passın hastalara sağladığı
en önemli şey, kaliteli ve ağrısız hayattır. By-pass yapılmadan önce
koroner anjiografi denilen, kalp damarlarının filminin çekilmesi ve
tıkanan damarın ortaya koyulması, ayrıca sol karıncığın yeterlik
durumunun tetkik edilmesi gerekir. (Bkz. Angiografi)
Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli
bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve
diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10
milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler
Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden
karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları
da kolesterol seviyelerini etkilerler.
Tiroid hastalıkları,
diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı
etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi
önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine
bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.
Yağlı
Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki
LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal
gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde
vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.
Hareketsiz
yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler
fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki
olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL
düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.
Aşırı
Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve
trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı
şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak
kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve
beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da
arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.
Sigara.
Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk
grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının
yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ
tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak
%15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler.
Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde
kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.
Aşırı Alkol
Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki
bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise
karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici
etkisi vardır.
Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle
kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki
erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol
seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer
risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.
Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.
Uzun
Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden
olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer
hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini
değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını
göstermiştir.
Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar
yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon
ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere
önem vermek gereklidir.
Stres. Stres ve yüksek
kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak
bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok
yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini,
bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.
16 Nisan 2008
11:30 |
rhomantic |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
Morarma Özellikle el, ayak, çene, burun, dudak
gibi vücudun uç kısımlarında ortaya çıkan renk değişimi, tıp
lisanındaki ismi siyanozdur.
Siyanozda; deri ve mukoza
kılcaldamarlarında indirgenmiş hemoglobinin artması sonucu deri ve
mukozaların mavimsi-mor bir renk alması söz konusudur. Hakiki siyanozu;
anilin türevleri, nitratlar ve bazı ilaçların alınmasıyla kanda
methemoglobin ve sulfhemoglobin teşekkül etmesinden ileri gelen ve
kurşuni bir nüans gösteren mor renkle karıştırılmamalıdır.
Siyanozun
şiddeti, deri kılcaldamarlarının durumuna, derinin kalınlık ve
inceliğine, pigmentasyon derecesine bağlıdır. Siyanoz; el, ayak gibi uç
kısımlarda, yanak, kulak, tırnak dibi gibi kılcaldamarlarca zengin az
pigmentli olan bölgelerde, ağız ve dil mukozasında daha bariz olarak
görülür.
Siyanozun meydana çıkması için, deri ve mukoza
kılcaldamarlarında indirgenmiş hemoglobin miktarının 100 ml kanda 5
gramı geçmesi lazımdır. Anemilerde (kansızlıkta) kandaki hemoglobin
miktarı düşük olduğu için, indirgenmiş hemoglobin miktarı kolay kolay 5
grama erişemiyeceğinden siyanoz görülmeyecektir.
Şoktan ileri
gelen siyanozda, kılcaldamarlar iyi dolmadığından ve çevresel kan
dolaşımı yavaşladığından deri soluk, grimsi-mor bir renk alır.
Siyanoz, merkezi ve çevresel olmak üzere ikiye ayrılır:
1.
Merkezi siyanoz: Atardamar kanının oksijen saturasyon (doygunluk)
kesikliği, % 1 volüm olacak yerde 4.5 volüm olursa, vücudun çevresel
dokularında da 5 volüm (hacim) oksijen dokulara geçeceğine göre
kılcaldamar kanındaki oksijen saturasyon eksikliği 7 volüm olur ve
böylece siyanoz meydana çıkar. Atardamarlarda oksijen saturasyon
eksikliği şu durumlarda ortaya çıkar: Sol kalp yetmezliklerinde, soluk
borusu ve bronşları tıkayan durumlarda, astma ve amfizemde, yüksek
irtifalarda, bazı doğuştan olan kalp anomalilerinde (fallot etralojisi,
truncus ar teriosus, büyük damarların yer değişikliği gibi). Merkezi
siyanozda, özellikle dudak ve dil morarmıştır.
2. Çevresel
siyanoz: Atardamar kanındaki oksijen saturasyon eksikliği, % 1 volüm
etrafında yani normal sınırlar içinde kaldığı halde dokulardaki kan
akımı durgunluğu veya diğer sebepler yönünden oksijen saturasyon
eksikliği % 13 volümün üstüne çıkarsa, kılcaldamar kanının saturasyon
eksikliği 6,5 volümün üstüne yükselir ve böylece siyanoz husule gelir.
Soğuk, sağ kalp yetmezliği, triküspit darlığı, konstriktif perikardit,
bir uzvun turnike ile sıkıştırılması durumunda ve şokta siyanoz husule
gelir. Çevresel siyanozda; özellikle el, ayak gibi uzuvlarda morarma
söz konusudur.
Siyanoz bir hastalık değil, bir hastalık
belirtisidir. Siyanoza yol açan sebebin bulunup, tedavinin ona göre
yapılması lazımdır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre Grip virüsü aşırı kilo almaya yol açıyor…
Malmö’de yapılan “Çocuklarda Şişmanlık” konulu seminerlerde
bahsedilen araştırmanın başında bulunan Richard L Atkinson, “Gelecek
veya bir sonraki sene, grip sırasında şişmanlığı önleyici aşının
elimizde hazır olmasını umuyoruz” dedi.
Atkinson, aşırı kiloların hepsinin bundan kaynaklanmadığını,
şişmanlamanın onda birinin virüse bağlı olduğunu aktardı. 500 denek
üzerinde yapılan araştırmada, denekler içerisinde kilolu olanların
yüzde 30′unda Ad 36 virüsünün bulunduğu, zayıflarda bu oranın yüzde 11
civarında kaldığı öğrenildi.
Atkinson, TV 4 İsimli İsveç televizyonuna yaptığı açıklamada ise;
“Hayvanlarda yaptığımız deneylerde, hayvanların birçoğu virüsü
enfeksiyon kaptıktan sonra şişmanladı. Maymunlar arasında ise bu oran
yüzde 100′dü” diye konuştu.
İkiz kardeşler üzerinde yapılan deneylerde, birisine virüs
bulaşırken, diğerine buluşmadığı gözlemlendi. Atkinson bu durumu:
“Enfekte olan, virüs bulaşan kardeş, daha şişmandı. Bu da, virüsün
şişmanlığa yol açtığının en açık delilidir” şeklinde yorumladı.
Araştırmacı Atkinson’a göre, Ad 36 virüsünün DNA’sı hücre
çekirdeğine giriyor ve bazı enzimler ile yağ hücrelerinin büyümesine
yol açıyor. Bu olayların evcil hayvanlara etkisine işaret eden Richard
L Atkinson; “Ev hayvanları da gittikçe şişmanlıyor. Mesela ev kedileri
artık daha fazla şişman ama bu davranış değişikliğinden değil. Onlar
hamburger yiyip, televizyon başında zaman geçirmiyor, bilgisayar başına
oturmuyorlar, yine de kilo alıyorlar” şeklinde konuştu.
Sabah