| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar

İştahınıza hakim olamıyorsanız bunları yapın.


Atıştırma krizine giriyor musunuz? Bu öneriler tam size göre.

Diyetin en zor kısmı canınızın bir şeyler çektiği zamanlar. Eğer siz de iştahınıza hakim olamıyor, sürekli bir şeyler yeme arzusu duyuyorsanız Diyetisyen Yasemin Batmaca’nın önerilerine kulak verin.

ATIŞTIRMA KRİZLERİNDEN KURTULUN
Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada bir şeyler atıştırmak isteyebilirsiniz, ama bu sefer yiyeceğiniz miktarlar az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin, çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli bir tokluk hissi sağlıyor.

ÇİĞNEYEREK YİYİN
Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Üstelik bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da ayrı bir avantaj!

TAT ALMA DUYUNUZU UYANDIRIN
Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmek, daha az miktarlarla yetinmeyi sağlıyor. Sürekli aynı yemeği yemek de, özellikle tadı hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın iptal olmasına yol açıyor. Ve bu nedenle de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Böyle bir durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

BOL BOL SU İÇİN
Su içmek kendinizi tok hissetmeniz açısından önemli. Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderiyor. Bol su içmek, bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi engelleyecektir.

GÜÇ GEREKTİREN EGZERSİZLER YAPIN
Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durum da egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına neden oluyor. Böyle bir durumda normal öğün saatinden birkaç saat önce egzersiz yapmak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapanır. Fakat asla öğün atlama hatasına düşmeyin, aksi halde hem vücudunuz zayıf düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

YEME İSTEĞİ BEYİNDE BAŞLIYOR
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize neden olan kimyasal maddeler salgılıyor. Bunun sonucu doğal olarak biz de yeme gereği hissediyoruz. Ancak beynimizin bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol ediyor. İşte, sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca nedeni bu. Ayrıca yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna neden olabiliyor. Örneğin, yemek sonrasında canınız tatlı vitrininde duran o dondurma kasesinden çekiyorsa, bunun nedeni kesinlikle aç olmanız değil, kontrolden çıkan yeme isteğinizdir. Eğer bunu aklınızdan çıkarmazsanız, tokken yediğiniz yemek miktarını en aza indirmiş olursunuz.

Bugün

Yalnız başınıza kalp krizi geçirdiğinizde neler yapmalısınız?


YANLIZ BAŞINIZA KALP KRİZİ GEÇİRDİĞİNİZDE NE YAPMALISINIZ ?

Kalp  krizi  sırasında  kişinin  kendi  kendine  yapacağı  yardım  hayat  kurtarıyor.

- Diyelim ki saat 18:15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla yalnız  başınıza eve dönüyorsunuz.. 

-Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve  çileden  çıktığınız bir günündesiniz. 

- Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve  çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı hissediyorsunuz. 

 -Evinize en  yakın  hastaneden sadece 10 km uzaklıktasınız, fakat o mesafeye bile ulaşıp  ulaşamayacağınızdan emin değilsiniz. 

-Ne yapabilirsiniz?

- Kalp masajı  konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten şahıs,  muhtemelen  bu  masajı kendi kendinize nasıl  yapabileceğinizi öğretmedi...

- Son  zamanlarda  bir  sürü insan kalp krizine yalnız başınayken yakalanmaktadır. 

- Yardım  olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık hisseden bir  insanın  bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi vardır. 

- Bu durumda kalan  şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek  yardımcı  olabilirler. 

- Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük  sanki  göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun  olmalıdır.

- Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal ritmine  geri  dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak  şekilde devam  etmelidir.

- Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük  hareketi kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki  sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de  yardımcı  olur. 

- Bu şekilde, kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir  hastaneye  ulaştırabilir.

Rochester  General  Hastanesi’nin    “AND  THE  BEAT  GOES  ON.”  Adlı  bülteninden alıntı ve çeviridir.

Dünyada her yıl bir milyon kişi sıtma nedeniyle hayatını kaybediyor


Her 30 saniyede bir çocuğun ölümüne neden olan sıtma, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen halen Afrika’nın en önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Her yıl bir milyon kişiyi öldüren sıtmayla dünya çapında mücadeleye dikkat çekmek için kutlanan 25 Nisan Dünya Sıtma Günü nedeniyle, hastalıkla ilgili ilaç yardımlarını aralıksız sürdüren Novartis, Afrika ve salgın hastalığın etkisi altındaki diğer bölgelere maliyeti üzerinden sıtma ilacı satışı gerçekleştiriyor.

Novartis, 2001 yılından günümüze dek 40 ayrı ülkeye aynı yöntemle yardım yaparak, 160 milyon tedavi dozu ile toplam 450 bin kadar hastanın hayatını kurtardı. Bu hastaların yüzde 70’ini bebek ve çocuklar oluşturdu.

Yenilikçi ilaçlar geliştiren Novartis, özellikle küçük çocuklar ve bebeklere yönelik olarak, mevcut sıtma ilacının yeni bir formülasyonunu geliştiriyor. 2008 yılının ikinci yarısında piyasaya sunulacak olan ilaçla sıtma tedavisinde yüzde 96 başarı bekleniyor. Yeni ürün dünya çapında sıtma ile mücadelede önemli bir kilometre taşı olacak.

Diş çürümesi ve önlemenin yolları


Diş çürümesi
Çürük Nedir ve Çürüğe Neler Sebep Olur?

Pek çok insanı mutlaka hayatlarının bir döneminde farklı seviyelerde etkileyen, önlenebilir minör bir hastalıktır. Aldığımız gıdalar (şekerli, unlu, nişastalı besinler, süt, meyve suları, kolalı içecekler, meyve ve sebzeler vb) tüketilirken dişlerimizin üzerinde bir miktar artık bırakırlar. Özellikle nişastalı ve şekerli gıdaların artıkları ağzımızda doğal olarak bulunan bakteriler tarafından aside dönüştürülür. Bu asit ise zaman içerisinde dişin dış yüzeyini kaplayan koruyucu mine tabakasını eriterek (demineralizasyon) dişi zayıflatır ve çürüğün başlamasına sebep olur.

Çürük Nasıl Önlenir?

Dişlerin üzerindeki gıda artıklarının ve bakterilerden meydana gelen ( plak ) tabakanın ürettiği asitler bazen sadece tükürük tarafından nötralize edilebilir. Bu nedenle şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını arttırmanız faydalıdır. Fakat çoğu zaman tükürük çürüklerle tek başına mücadele edemez.

Çürüklerle mücadele etmenin en iyi yolu düzenli diş fırçası ve diş ipi kullanımıdır. Minenin zayıfladığı fakat daha çürüğün oluşmadığı durumlarda florid uygulamaları da mineyi tekrar kuvvetlendirerek remineralizasyonu sağlamaktadır.

Eğer dişhekiminiz çürüğe eğiliminiz olduğunu düşünüyorsa size florlu macunlar, gargaralar önerecek bu riskinizi düşürmeye çalışacaktır.

Çocuklarda kullanılan ve ‘sealent’ denilen koruyucu cilalar da çürüğü engellemede önemli bir yer tutmaktadır.

Kimler çürüğe daha eğilimlidir?

İçme suları florlanmayan ve beslenmesi daha çok unlu, şekerli, nişastalı gıdalara dayanan ülkemizin insanları çürük açısından ciddi bir risk altındadır. Ağzında çok miktarda dolgu ve protez olanlarda, (özellikle bunlar çok mükemmel yapılmamışsa) bakterilerin ve gıdaların tutunabileceği daha çok girinti oluşacağından çürüğe daha eğilimlidir. Çocuklar ve yaşlılar en çok kavite oluşma ihtimali olan iki gruptur.


Dişlerimi Çürükten Nasıl Korurum?

Şekerli ve nişastalı gıda alımını özellikle öğün aralarında tamamen durdurun.

Her öğünden sonra dişlerinizi fırçalayın ve diş ipi ile temizleyin. Çürükler çoğu zaman temizlenmesi daha zor olan diş aralarında başlar.

Doğru diş fırçalamayı ve ip kullanmayı öğrenin.

Altı ayda bir dişhekiminize giderek dişlerinizi kontrol ettirin ve hekiminizin tavsiyelerine harfiyen uyun

Zatürre kalp zarında iltihap yapıyor


Zatürrenin, kalp zarında iltihaba yol açtığı belirtildi. 

Göğüs Hastalıkları uzmanları, uzayan öksürük ve hafif ateş ile ortaya çıkan atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğini belirterek, bazen kalp zarında iltihaba bile neden olabileceğini söyledi. Uzmanlar, akciğer dokusunun iltihaplanması olarak bilinen zatürrenin tipik ve atipik türlerinin sık görüldüğünü belirtti. Atipik zatürrenin üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabildiğinin altını çizen doktorlar, uzayan öksürük, hafif ateş ile ortaya çıktığını, bazen kalp zarında iltihaba bile neden olabildiğini belirtiyorlar. Atipik zatürrenin belirtileri arasında uzayan öksürük, hafif ateş, baş ağrısı ve eklem ağrılarının olabildiği ve bu zatürre tipinin kulak zarında iltihaba, kalp zarında sıvı toplanmasına, böbrek ve karaciğer sorunları ile sinir sisteminde etki edecek menenjit tarzı sorunlara da neden olabileceği vurgulanıyor.

Göğüs ağrısı


Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.

Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...

Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir

"Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.

Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.

Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı

Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.

Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.

Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.

Ağrının özellikleri

Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.

Efor göğüs ağrısı

Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.

Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.

İstirahat göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.

Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.

Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.

By-pass


By-pass yeterli beslenemeyen kalp adalesine köprü damarlar vasıtası ile sağlam damarlardan kan akıtma usûlü. Kolesterol ve yağlardan, lipoprotein bakımından zengin gıdâlarla beslenmek ve çok yemek; hareketsizlik, tembel hayat, stres, yüksek tansiyon, sigara içmek ve şeker hastalığı sebebiyle kalb atardamarlarının (koroner arterlerin) daralması veya tam tıkanması sonucu o damarın beslediği kalp adalesine yeterli kan akımı sağlanamaz. Bu da koroner yetmezliğine; eğer adale hiç beslenmezse enfarktüse yol açar. Yâni kalp adalesi o yörede yeterli beslenemez veya ölür. Kalp adalesini korumak için by- pass yapılır.

By-pass, tıkalı bir damarın uç kısmına şu veya bu damarı kullanarak yeni kan akımını sağlamaktır. Bu yeni kan akımı, hastaların fazla çalıştığı zaman artan kan akımı ihtiyaçlarını bile karşılayabildiği için, ameliyattan sonra hastalar ağrı olmadan günlük hayatlarını geçirir, hattâ ekzersiz yapabilirler. Ancak by-pass, ölü kalp adalesini besleyemez, onun çevresinde hâlâ canlı ama beslenmesi sınırlı olan bölgeleri besler.

By-pass yapılınca kalp yenilenmiş olmaz. Çünkü hasta bölge, yâni enfarktüslü bölge yerinde durmaktadır. O bölgede kalp kasılması ya azalmıştır, ya durmuştur veya ters çalışma göstermektedir. By-pass bu bozukluğu tamâmen düzeltemez. Bâzı hastalarda kısmen faydalı olabilir. Aynı zamanda damar sertliği, ilerleyici bir hastalıktır. By-pass bu hastalığın ilerlemesini önleyemez. Damar sertliğinin ilerleyici karakterini değiştirmek, ancak risk faktörlerini azaltmakla mümkün olur. (Bkz. Atardamar Sertliği)

By-passın hastalara sağladığı en önemli şey, kaliteli ve ağrısız hayattır. By-pass yapılmadan önce koroner anjiografi denilen, kalp damarlarının filminin çekilmesi ve tıkanan damarın ortaya koyulması, ayrıca sol karıncığın yeterlik durumunun tetkik edilmesi gerekir. (Bkz. Angiografi)

Kan Kolestrol Düzeylerini Etkileyen Risk Faktörler


Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.

Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.


Yağlı Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.


Hareketsiz yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

Aşırı Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.

Sigara. Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.


Aşırı Alkol Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.


Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.


Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.


Uzun Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.


Stres. Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.

Morarma


Morarma Özellikle el, ayak, çene, burun, dudak gibi vücudun uç kısımlarında ortaya çıkan renk değişimi, tıp lisanındaki ismi siyanozdur.

Siyanozda; deri ve mukoza kılcaldamarlarında indirgenmiş hemoglobinin artması sonucu deri ve mukozaların mavimsi-mor bir renk alması söz konusudur. Hakiki siyanozu; anilin türevleri, nitratlar ve bazı ilaçların alınmasıyla kanda methemoglobin ve sulfhemoglobin teşekkül etmesinden ileri gelen ve kurşuni bir nüans gösteren mor renkle karıştırılmamalıdır.

Siyanozun şiddeti, deri kılcaldamarlarının durumuna, derinin kalınlık ve inceliğine, pigmentasyon derecesine bağlıdır. Siyanoz; el, ayak gibi uç kısımlarda, yanak, kulak, tırnak dibi gibi kılcaldamarlarca zengin az pigmentli olan bölgelerde, ağız ve dil mukozasında daha bariz olarak görülür.

Siyanozun meydana çıkması için, deri ve mukoza kılcaldamarlarında indirgenmiş hemoglobin miktarının 100 ml kanda 5 gramı geçmesi lazımdır. Anemilerde (kansızlıkta) kandaki hemoglobin miktarı düşük olduğu için, indirgenmiş hemoglobin miktarı kolay kolay 5 grama erişemiyeceğinden siyanoz görülmeyecektir.

Şoktan ileri gelen siyanozda, kılcaldamarlar iyi dolmadığından ve çevresel kan dolaşımı yavaşladığından deri soluk, grimsi-mor bir renk alır.

Siyanoz, merkezi ve çevresel olmak üzere ikiye ayrılır:

1. Merkezi siyanoz: Atardamar kanının oksijen saturasyon (doygunluk) kesikliği, % 1 volüm olacak yerde 4.5 volüm olursa, vücudun çevresel dokularında da 5 volüm (hacim) oksijen dokulara geçeceğine göre kılcaldamar kanındaki oksijen saturasyon eksikliği 7 volüm olur ve böylece siyanoz meydana çıkar. Atardamarlarda oksijen saturasyon eksikliği şu durumlarda ortaya çıkar: Sol kalp yetmezliklerinde, soluk borusu ve bronşları tıkayan durumlarda, astma ve amfizemde, yüksek irtifalarda, bazı doğuştan olan kalp anomalilerinde (fallot etralojisi, truncus ar teriosus, büyük damarların yer değişikliği gibi). Merkezi siyanozda, özellikle dudak ve dil morarmıştır.

2. Çevresel siyanoz: Atardamar kanındaki oksijen saturasyon eksikliği, % 1 volüm etrafında yani normal sınırlar içinde kaldığı halde dokulardaki kan akımı durgunluğu veya diğer sebepler yönünden oksijen saturasyon eksikliği % 13 volümün üstüne çıkarsa, kılcaldamar kanının saturasyon eksikliği 6,5 volümün üstüne yükselir ve böylece siyanoz husule gelir. Soğuk, sağ kalp yetmezliği, triküspit darlığı, konstriktif perikardit, bir uzvun turnike ile sıkıştırılması durumunda ve şokta siyanoz husule gelir. Çevresel siyanozda; özellikle el, ayak gibi uzuvlarda morarma söz konusudur.

Siyanoz bir hastalık değil, bir hastalık belirtisidir. Siyanoza yol açan sebebin bulunup, tedavinin ona göre yapılması lazımdır.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Grip şişmanlatıyor


İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre Grip virüsü aşırı kilo almaya yol açıyor…

Malmö’de yapılan “Çocuklarda Şişmanlık” konulu seminerlerde bahsedilen araştırmanın başında bulunan Richard L Atkinson, “Gelecek veya bir sonraki sene, grip sırasında şişmanlığı önleyici aşının elimizde hazır olmasını umuyoruz” dedi.

Atkinson, aşırı kiloların hepsinin bundan kaynaklanmadığını, şişmanlamanın onda birinin virüse bağlı olduğunu aktardı. 500 denek üzerinde yapılan araştırmada, denekler içerisinde kilolu olanların yüzde 30′unda Ad 36 virüsünün bulunduğu, zayıflarda bu oranın yüzde 11 civarında kaldığı öğrenildi.

Atkinson, TV 4 İsimli İsveç televizyonuna yaptığı açıklamada ise; “Hayvanlarda yaptığımız deneylerde, hayvanların birçoğu virüsü enfeksiyon kaptıktan sonra şişmanladı. Maymunlar arasında ise bu oran yüzde 100′dü” diye konuştu.

İkiz kardeşler üzerinde yapılan deneylerde, birisine virüs bulaşırken, diğerine buluşmadığı gözlemlendi. Atkinson bu durumu: “Enfekte olan, virüs bulaşan kardeş, daha şişmandı. Bu da, virüsün şişmanlığa yol açtığının en açık delilidir” şeklinde yorumladı.

Araştırmacı Atkinson’a göre, Ad 36 virüsünün DNA’sı hücre çekirdeğine giriyor ve bazı enzimler ile yağ hücrelerinin büyümesine yol açıyor. Bu olayların evcil hayvanlara etkisine işaret eden Richard L Atkinson; “Ev hayvanları da gittikçe şişmanlıyor. Mesela ev kedileri artık daha fazla şişman ama bu davranış değişikliğinden değil. Onlar hamburger yiyip, televizyon başında zaman geçirmiyor, bilgisayar başına oturmuyorlar, yine de kilo alıyorlar” şeklinde konuştu.

Sabah

eXTReMe Tracker
iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış