| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diyabet

sağlık, fıtık, bel ağrısı, boyun ağrısı, kalp hastalıkları, diabet, diyabet

Yazılar

Guatr


Guatr
Guatrı olan bir hastanın ortaya çıkan belirtilerini göz ardı etmemek gerekir. Hastalık nedeniyle parmak ve dil ucunda titreme, sinirlilik, sıcağa dayanamama, zayıflama ve bazı türlerinde boyunda şişlik görülür. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir.

Tiroid bezi, boynun ön yüzünde, nefes borusunun iki yanında yer alan yutkunmakla hareketli bir iç salgı bezidir. Bu bezin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. Guatr iki şekilde olabilir: Birincisi ve çoğunlukla görülen bezin bir veya birkaç bölgesinde yumrular halinde olanı (nodüler guatr), ikincisi ve daha seyrek olanı bezin tamamının büyümesi şeklindedir.

Belirtileri

Tiroid bezinin normalden fazla (hipertroidi) ve normalden az (hipotroidi) çalışması ile vücudun kalp-damar, solunum, sindirim, üriner ve sinir sistemlerini etkileyen belirtiler ortaya çıkar.

Tiroid bezinin fazla çalışma belirtileri;

  • İştah artmasına rağmen kilo kaybı
  • Sık sık büyük abdest yapma
  • Seyrek adet görme
  • Ellerde ve dilde titreme
  • Sinirlilik, duygusal değişiklikler
  • Sıcaktan rahatsız olma, terleme
  • Taşikardi ( nabzın yükselmesi uykuda bile)
  • Göz belirtileri (göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme)
  • Ayaklarda şişlik

    Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri;
  • Kilo alma
  • Kabızlık
  • Soğuktan rahatsız olma
  • Aşırı adet görme
  • Kısık ses
  • Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama
  • Nabzın düşmesi
  • Cildin-saçın kuru ve kalın olması

    Risk Grupları
  • Her iki cinste ve her yaş grubunda görülebilir. Ancak gebelik, doğum ve hormon dengelerinin sık sık değişmesi nedenleri ile kadınlarda daha yaygındır.
  • Bazı bölgeler ve yörelerde daha sık görülebilir. Örneğin; Doğu Karadeniz ve İç Anadoluda

    daha sıktır.
  • Yeni doğan çocuklarda doğumdan hemen sonra hormonlar kontrol edilmelidir. Doğuştan bir eksiklik varsa sistemlerin gelişmesine (özellikle zeka gelişimine) engellemeden eksiklik tamamlanmalıdır.

    İç-Dış, Erkek-Dişi Guatr

    İç-dış, erkek-dişi guatr ifadeleri halk tarafından kullanılır. Kişinin boyun yapısına göre bezin büyümesi dışardan görünüyorsa (zayıf ve boynu uzun olanlarda görülür) buna dış guatr denir. Bezin büyümesi görünmüyorsa (şişman ve kısa boyunlularda görülmez) buna da iç guatr denir. Ameliyattan sonra tekrar eden yani nüks olanlar dişi guatr, tekrar etmeyenlere de erkek guatr denir. Eğer bezin belli bir kısmı çıkarıldıktan sonra ihtiyacı olan hormon dışarıdan verilmezse iç dengeler devreye girerek beyin aşırı TSH salgılar. Bu salgı tiroidi uyararak yeniden büyümesine sebep olur. Tekrar büyüdüğü için buna dişi guatr denir.

    Teşhis ve Tedavi

    Guatr teşhisi;
  • Muayene,
  • Kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki),
  • Tiroid ultrasonu veya sintigrafisi ile teşhis konur.

    Tedavi yöntemleri ise;
  • İlaç tedavisi,
  • Radyoaktif iyot tedavisi ve
  • Cerrahi tedavidir.

    Tedavi yöntemlerinden hangisi veya hangilerinin seçileceği hastadan hastaya değişebilir. En uygun tedavi şekli cerrah, endogrinolog, radyolog ve patologdan oluşan bir ekip tarafından planlanmalı ve takip edilmelidir.

    Guatr Ameliyatı

    Guatr ameliyatı dendiğinde en sık boyunda iz kalıp kalmayacağı ve sesin kısılıp kısılmayacağı endişe edilir. Boyunda cilt pililerine paralel olan 3-4 santimetrelik bir kesi yapılarak ameliyat gerçekleştirilir. Bu kesi estetik dikildiğinde kalan iz hiç belli olmamaktadır. Ses kısıklığı ise, anestezin sırasında boğazın tahriş olmasına bağlı 1-2 gün süren ses kısıklığı olabilmektedir. Yutkunmadaki 1-2 günlük ağrı ile birlikte ameliyat çok rahat geçmektedir. 1 gün hastanede yatıp ertesi gün taburcu olan hastanın 4. gün dikişleri alınmaktadır.

    Erken Teşhis Önemlidir!

    Guatrda erken teşhis çok önemlidir. Geç kalınması durumunda hastalık ilerleyecek, tedavi zorlaşacak, sistemlerde yaptığı hasarlar geri dönmeyecektir. En önemli ameliyat sebebi olan kanser gelişmesi varsa tedavi çok pahalıya mal olabilecektir.
  • Diyabet Hastalığı


    Diyabet

    Şeker Hastalığı ve Komplikasyonları

    " İnsülin´in ortaya çıkması sayesinde diyabetik koma çağından, diyabetik komplikasyonlar çağına ilerledik."

    Bu sözler, şeker hastalığı konusunda zamanının önemli uzmanlarından olan E.P.Joslin´e ait. İnsülin´in keşfini izleyen dönem içinde bundan yaklaşık 70 yıl kadar önce söylenmiş bu sözler, tıp dilinde Tip 1 diabet olarak adlandırılan insüline bağımlı şeker hastalığı için söylenmiş olmakla beraber, bu gün için, İnsülin´e bağımlı olmayan yani Tip 2 diabet için de geçerlidir.

    Bu sözlerle ne denilmek istendiğini belki anladınız. Şeker hastası olarak yaşanan yıllar çoğaldıkça, bu hastalığın neden olduğu ek sorunlar (komplikasyonlar) da artmaktadır.

    Diabetin Tipleri Nedenleri?

    Diabet denilince, kandaki glukoz metabolizmasının bozulmasına yol açan birbirinden ayrı iki tablo anlaşılır.

    Juvenil diabet olarak da adlandırılan tip 1 diabet, genellikle çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Nedeni, pankreasın beta hücrelerinin yeteri kadar insülin üretememesidir. Bilindiği gibi insülin, sindirim sisteminin gıdalardaki unlu, şekerli, nişastalı maddeleri işleyerek oluşturduğu ve kana karışmasını sağladığı glukozun, hücrelere girip kullanılmasını yani enerji üretilmesini sağlayan bir hormondur. Yeterli insülin bulunmadığı taktirde, kanda bol miktarda bulunan glukoz hücrelere giremez, hücreler açlık çekerler. Bunun aşırı olması, hücrelerin ve dolayısıyla hastanın ölümüne yol açabilir. Bu nedenle tip 1 diabeti olan hastaların, glukoz metabolizmasını düzenlemek için, ömür boyu, insülin takviyesi yapmaları gerekir.

    Tip 2 diabet yaşamın daha geç dönemlerinde ortaya çıkar. Pankreasın yeterli insülin üretememesinin yanısıra, vücut hücrelerinin insülinden etkilenmelerinde de bozukluk vardır. Yani kanda yeterli. hatta çoğu zaman fazla, glukoz ve insülin bulunmasına rağmen hücreler glukozu alıp kullanamaz yani açlık çekerler. Diğer bir deyişle tip 2 diabetiklerde insülin, ´glukozun kapı bekçisi´ olma görevini yapamamaktadır, dolayısıyla hücrelerin glukoza kapısı kapalıdır. Zaman içinde hastaların çoğunda insülin üreten beta hücrelerinde ilerleyici bir fonksiyon kaybı da olur. Böylece, başlangıçta şeker düşürücü haplarla (oral antidiyabetik) idare edebilen hastalar da insülin takviyelerine ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Şeker hastalığı (diabet) başlıca iki tip olmakla beraber, özellikle erişkin kişilerde görülebilen ´glukoz tolerans bozukluğu) olarak adlandırılan başka bir tablo da bulunur. Bu da zaman içinde tip 2 diabetin oluşacağının bir göstergesidir.

    Gelişmiş ülkelerde erişkinlerin yaklaşık %6 ila 10 kadarında tip 2 diabet. %15 kadarında da ´glukoz tolerans bozukluğu´ görülmektedir. Bu oranın gelişmiş ülkelerde artmış olmasının nedeni daha hareketsiz bir yaşam ve şişmanlığın artmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde de refah düzeyi arttıkça daha önceleri düşük olan bu oran, gelişmiş ülkelerdeki düzeye doğru artmaktadır.

    Nasıl Teşhir Edilir?

    Diabet teşhisi kandaki glukoz düzeyinin ölçümü ile yapılmaktadır. Şüpheli durumlarda, halk arasında ´şeker yükleme´ olarak bilinen oral glukoz tolerans testi yapılmaktadır. Eğer kandaki glukoz düzeyi açlıkta 125 mg.ın veya 75 gr glukoz içirildikten 2 saat sonra. 200 mg.ın üzerinde ise diabet tanısı konulabilir.

    Komplikasyonları

    İnsülin´in ilaç olarak üretilip piyasaya verilmesinden önceki dönemlerde tip 1 diabet hastalarının yaklaşık %75lik kısmı çok erken dönemde, diabete bağlı komplikasyonlardan (ek sorunlar) ölmekteydi. Diabetin komplikasyonları atardamar sisteminin en ince dallarını etkiler. Mikrovasküler sistem denilen bu damar sistemi kılcal düzeydeki damarlardır. Diabet mikrovasküler sistemdeki damarları hasarlandırdığı için, çeşitli organlar da bu mikrovasküler sistemdeki hasarlar nedeniyle etkilenirler. Etkilenen organlar arasında ilk sıraları alanlar, gözün retina tabakası, sinir dokusu ve böbreklerdir. Bu nedenle diabetik retinopati, diabetik nöropati ve diabetik nefropatiden bahsedilir. Bunlar en korkulan komplikasyonlar olan körlük, böbrek yetersizliği ve sinir sistemi hasarlarına bağlı olarak duyu ve hareket bozukluklarına yol açarlar.

    Karbonhidratlı gıdaların sindirilmesiyle oluşarak kana verilen glukoz, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonunun etkisiyle hücrelere girerek, yaşaması için gerekli enerjiyi sağlar.

    Glukoz hücreye hayat verir ancak, glukozun kandaki düzeyleri uzun süreler boyunca yüksek kalırsa, atardamarların iç çeperlerini kaplayan endotel hücreleri için ölüm anlamına da gelir. İnce atardamarlarda (mikrovasküler sistem) oluşan hasar, glukoz düzeyinin yükseklik miktarı olduğu kadar yüksek kaldığı sürenin uzunluğuna da bağlıdır.

    Önceleri ince damarları tutan bu hasar giderek daha büyük damarları da tutabilir. Bunun sonucunda ateroskleroz (damar sertliği), kalp damarlarının hastalıkları, miyokard infarktüsü, inme gibi ciddi sorunlar görülebilir.

    İşte bütün bu sorunlar, diabetin çok titiz bir şekilde takip edilmesinin önemini ortaya koyar. Gelişmiş ve bu nedenle diabet sıklığı artmış ülkelerde körlüklerin büyük nedeni diabettir. Ayağa giden damarların tıkanmasına bağlı olarak ayak kesilmeleri, diabetli hastalarda çok sıktır. Miyokard infarktüsü ve kalp krizi nedeniyle ani ölüm şeker hastalarında 6 kat daha sık görülür.

    Eşlik Eden Hastalıklarda Önemli

    Diabetik hastalarda komplikasyonlara yol açan en önemli etken, kandaki glukoz oranının yükselmesidir. Tip 1 yani insüline bağımlı diabette temel sorun pankreasın yeterince insülin salgılayamamasıdır. Tip 2 diabette ise hücrelerin insüline cevaplarında bozukluk yanında pankreasın insülin salgılama fonksiyonunda da ilerleyici bir fonksiyon bozukluğu bulunur. Eğer Tip 1 diabette kandaki glukoz düzeyini düzenleyici tedavi iyi düzenlenirse komplikasyonlardan büyük ölçüde korunmak mümkün olabilir. Oysa Tip 2 diabette daha hastalık teşhis edildiği anda bile tansiyon yüksekliği, kan yağları yüksekliği ve miyokard infarktüsü gibi sorunlar bulunabilir. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu nedenle Tip 2 diabetlerde kandaki glukoz yüksekliğinin kontrolunun yanısıra, kandaki yağların (kolesterol vb.) ve kan basıcının (tansiyon) da normal düzeylerde tutulmasının önemi büyüktür. Bütün bunların yanısıra Aspirin gibi koruyuculuğu kesinleşmiş ilaçların tedaviye katılması önemlidir.

    Hasta Uyumu

    Diabet yaşam boyu süren bir hastalıktır. Bir insana tüm yaşamı boyunca uyması gereken katı kuralları kabul ettirmek çok zordur. Bunun yanısıra yüksek kan şekerinin başlangıçta hastaya zarar vermemesi, hastalığın hafife alınmasına da yol açar. ´´Benim şekerim 400´e bile çıktı bana bir zarar vermedi´´ ya da ´´Ne yaparsam 200 den aşağı indiremiyorum, benim bünyem buna alışmış artık bana bu normal geliyor´´ gibi konuşmalara çok şahit oluruz. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir. Önceleri çok bir belirti vermeyen hastalık, damar sisteminde ciddi bozuklukları sinsi sinsi hazırlamaktadır. Komplikasyonlar belirti vermeye başladığı zaman hasar çok ilerlemiş ve çoğu zaman geri döndürülemez noktaya gelmiştir.

    Komplikasyonlar kadar diabetin de başlangıçta kendini göstermemesi, özellikle tip 2 diabette sık rastlanan bir durumdur. Glukoz tolerans bozukluğu aşamasından belirti veren diabet haline geçiş, çoğu zaman 8-10 yıllık bir zaman alır. Bu süre zarfında da bazı hasarlar oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle hastalanmadan önce yapılan sağlık kontrolları (check-up) sırasında şeker hastalığı açısından titiz davranmak ve şüpheli hallerde glukoz tolerans testi yapmak önemlidir.

    Hekimlerin Sorumluluğu

    Hasta uyumunda hekimlerin tutumunun da önemi büyüktür. Uygulanması hemen hemen mümkün olamayacak kadar katı diyetler önerilmesi, hastanın diyeti ve bazen tedaviyi de tümden reddetmesine yol açabilir.

    Ayrıca bazı hekimlerde, çok ileri düzeylerde olmayan tip 2 diabeti çok önemli bir hastalık gibi görmemek eğilimi de vardır. Oysa kandaki glukoz miktarı aşırı düzeylerde olmayan şeker hastalarında bile komplikasyonlar sık görülmektedir.

    Hiçbir rahatsızlık hissetmeyen bir insanın muhtemel sorunlara karşı önlem alması, ilaçlar kullanması ve yaşamında kısıntılar yapması zor gibi gözükmekle beraber, ileride bekleyen tehlikeleri iyi bilmek uyum sağlama açısından önemlidir. Unutmayın ki, bütün zorluklarına rağmen diabetin komplikasyonlarından korunmak, onları tedavi etmekten çok daha kolaydır.

    Renkli beslen sağlıklı yaşa


    Renkli beslen, uzun yaşa!

    Göz alıcı renkleriyle sofralarımızı süsleyen sebze ve meyvelere renklerini veren maddelerin sağlığa faydası çok. Formsante, Beta karoten, Lutein, Alisin gibi maddelerin nelere iyi geldiğini araştırdı.

    Yeşil - Lutein


    Lutein nedir?
    Yeşil renkli bitkilerde bulunan bir pigment. Aslında rengi sarı, ama daha çok yeşil renkli sebzelerde bulunuyor ve onlardaki klorofil maddesiyle birleştiği için yeşil görünüyor.


    Faydaları:
    Güçlü bir antioksidan olan lutein, hücreleri serbest radikallerin olumsuz etkilerinden koruyor. Katarkt gibi çeşitli göz hastalıklarına karşı savaşıyor. Karaciğerin salgıladığı faydalı enzimlerin miktarını artırıyor.


    Hangi meyve ve sebzelerde var?
    Kabak, salatalık, bezelye, kivi, kıvırcık salata, ıspanak, bakla, avokado, brokoli, lahana, Brüksel lahanası.


    Günde kaç porsiyon olmalı?
    2 porsiyon olarak tüketilmeli. 1 porsiyon değeri; 1 kase kabak veya bezelye veya ıspanak, 5 yemek kaşığı bakla, 1,5 adet kivi, 1 kabak Brüksel lahanası veya kıvırcık veya brokoli.

    Turuncu- Beta karoten


    Beta- karoten nedir?
    Beta-karoten vücudumuz için çok önemli olan A vitamini yapı taşı, yani aldığımız beta-karoten vücudumuzda A vitaminine dönüşüyor.


    Faydaları:
    Araştırmalar, kanser, damar sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yönünde sonuçlar veriyor. Sağlıklı gözler ve sağlıklı bir cilt için bol miktarda beta - karoten almak gerekilor. Ayrıca güçlü bir antioksidan olduğu için hücreleri erken yaşlanmadan koruyor.


    Hangi meyve ve sebzelerde var?
    Kayısı, kavun, havuç, mango, balkabağı, limon, portakal, armut, mandalina, greyfurt.


    Günde kaç porsiyon olmalı?
    Günde 1 porsiyon olarak tüketmek yeterli. 1 porsiyon değeri; 4 taze veya kuru kayısı, 1 dilim kavun, 1 orta boy havuç, 1 mango, 3 kibrit kutusu kesilmiş balkabağı.

    Mor - Antosiyanin


    Antosiyanin nedir?

    Antosiyanin kırmızı-mor renkli sebze ve meyvelerde ayrıca tüm mor çiçeklerde, sonbarda görülen, morumsu yapraklı ağaçlarda bulunan, renk verici bir maddedir.

    Faydaları:

    Antosiyanin içeren mor renkli besinler çok güçlü antioksidan yani hücre yaşlanmasını önleyici özelliklere sahipler. Sağıklı dokuları ve hücreleri korur böylece kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltırlar.


    Hangi meyve ve sebzelerde var?
    Patlıcan, böğürtlen, üzüm, kırmızı lahana, mürdüm eriği, pancar, kırmızı turp.

    Günde kaç porsiyon olmalı?
    2 porsiyon olarak tüketilmeli. 1 porsiyon değeri; 1 kase kırmızı lahana, 4 mürdüm eriği, 1 salkım üzüm, 1 kase böğürtlen, 1 tabak pişmiş patlıcan yemeği.

    Beyaz - Alisin


    Alisin nedir?
    Alisin özelikle sarımsakta yoğun olarak bulunan bir çeşit tiyosülfanat. Sarımsağın ezilmesiyle açığa çıkıyor. Önemli bir özeliği de kokusu...


    Faydaları:

    Çok güçlü antibakteriyel özellikler içeren alisin, pek çok enfeksiyon üzerinde etkili. Alisinin yanı sıra 'flavanoid' olarak adlandırılan diğer faydalı maddeleri de içeren beyaz renkli besinler, çeşitli hastalıklara ve tümörlere karşı bağışıklık sistemi güçlendiriyor.


    Hangi meyve ve sebzede var?

    Pırasa, turp, sarımsak, mantar, soğan, kereviz


    Günde kaç porsiyon olmalı?

    1 porsiyon olarak tüketilmeli. 1 porsiyon değeri; 1 orta boy kuru soğan, 1 kase doğranmış taze mantar, 2 adet turp, 1 büyük boy kereviz

    Kırmızı- Likopen

    Likopen nedir?
    Likopen kırmızı sebze ve meyvelerde doğal olarak bulunan karoten familyasına ait kırmızı renkli bir pigment.

    Faydaları:

    Araştırmalar, likopenin kansere karşı güçlü bir savunucu olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, özellikle prostat ve göğüs kanserinden korunma için likopen içeren besinlerin tüketilmesini tavsiye ediyor. Likopenin bir özelliği de, faydalarının pişirilince artması.


    Hangi meyve ve sebzelerde var?

    Domates, karpuz, nar, çilek, kırmızı biber.


    Günde kaç porsiyon olmalı?

    Kırmızı sebze meyvelerden 4 porsiyon olarak yemek likopen gereksinimini karşılayabilir. 1 porsiyon; 1 orta boy domates, 2 parmak kalınlığında kesilmiş karpuz, 1/2 orta boy nar ve 15 adet çilek anlamına geliyor.

    Kaynak: Milliyet Gazetesi

    Ömrü Uzatan 7 Gıda


    ABD Kanser Araştırma Enstitüsü vücudu koruyan besinler listesini açıkladı.

    Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

    Kalbi koruyor
    BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

    Diyabeti önlüyor
    KAHVE:
    Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

    Sinirleri rahatlatıyor
    TARÇIN:
    Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

    Patatesi haşlayın
    PATATES:
    Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

    Kaslar için faydalı
    SEBZE ÇORBASI:
    Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

    Kansere karşı birebir
    ZEYTİNYAĞI:
    Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı
    alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren “8oxodG” adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

    Kanseri engelliyor
    ÇAY:
    Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60′a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.


    kaynak: http://www.saglikbilgisi.gen.tr/omru-uzatan-7-gida.html

     Ömrü uzatan 7 gıda

     

    eXTReMe Tracker
    iyiliksaglik.bloggum.com aytuğ akdoğan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış